Dönemdenkalma birçok hikayenin yanında “kökünç” denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli uyugr alfabesiyle yazmışlardır. Halk arasında söylene söylene 14.yüzyılda son şeklini almış ve 15. ve 16. yüzyılda yazıya 16yüzyılda Avrupa’da tiyatro alanında eser veren sanatçılar kimlerdir? 15 ve 16.Yüzyıllarda Avrupa'da Tiyatroda Eser Veren Sanatçılar. 15. ve 16. Yüzyıllarda İspanya'da Lope de Vega, İngiltere'de Christopher Marlowe, William Shakespeare gibi ustalar yetişti. Teodor Kasap ve Ahmet Vefik Paşa gibi Tanzimat Tiyatrosu'nun "iki Olayöyküleri konusunu tarihten, ulusal duygulardan ya da toplumsal gerçeklerden alır. Olay öykülerinde kişiler, belirgin özellikleri olan ya da üstün nitelikleri olanlardır. Türk edebiyatında Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Yakup Kadri, Orhan Kemal, Necati Cumalı bu türde eser vermiş yazarlarımızdandır. RönesansDönemi İngiliz Edebiyatı: İngilizcenin yazı diline dönüşmesinde büyük katkıları olan ve Canterbury Hikâyeleri adlı eseri bulunan Chaucer (1340-1400) İngiliz edebiyatında Rönesans’a zemin hazırlayan yazarlardan birisidir.”Elizabeth Dönemi “adı verilen XVI. yüzyılda tiyatro ve şiir türlerinde önemli 35 Aruzla ilk manzum tiyatro eseri yazan: A.Hamit (Eşber ve Sardanapal) 36. Heceyle Yazılan ilk manzum tiyatro eseri: A.Hamit-Nesteren 37. İlk Bibliyografya: Keşfü’z-Zünün-Katip Çelebi 38. İlk hamse yazarı: Ali Şir Nevai 39. İlk tezkire: Ali Şir Nevai’nin Mecalisü’n-Nefais 40. İlk Mizah dergisi: Diyojen, Teodor Kasap 41. zVv6rNF. Etiket Tiyatro Yazarları Sabahattin Kudret Aksal Çok yönlü bir sanatçı olan Aksal, Şarkılı Kahve şiiriyle girdiği Garip akımı çizgisinden kısa sürede sıyrılarak dil işçiliğinin yoğun olduğu başka bir şiire ulaşmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas gibi isimlerden etkilenen sanatçı, daha sonra İkinci Yeni şiiri çizgisinde eserler verir. Şiirlerinde kent insanının tutum ve davranışlarını, nesne ve tabiata bakışını irdelemiş, öykü ve romanlarında ise psikolojik öğeleri ve biçim arayışlarını ön plana çıkarmıştır. Son dönem şiirlerinde imgenin hallerini değiştirerek sözcükleri alışılmamış bir biçimde kullanmıştır. Eserleri Şiir Şarkılı ...... Haldun Taner Haldun Taner Kimdir Hayatı Biyografisi Eserleri Edebi Kişiliği Cumhuriyet Dönemi sanatçılarındandır. Yurt dışında tiyatro eğitimi almıştır. Kabare tiyatrosunun temelini atmış ve Haldun Taner Tiyatrosu ekolünü oluşturmuştur. Türkiye’de epik tiyatroyu sahnede ilk defa uygulamış ve başarılı olmuştur. Oyunları yurt dışında da büyük ilgi görmüş, birçok değerli sanatçının yetişmesine katkı sağlamıştır. Deneme, hikâye, fıkra, makale ve gezi yazısı türlerinde de eserler vermiştir. Eserlerinde mesaj vermeye çalışmış, okuyucuyu eğitme çabasına girmiştir. Oyunlarında yerli tipler çizmiş ve bize has bir atmosfer kurmuştur. Bireylerin toplumdaki yaşam ...... Turgut Özakman Turgut Özakman Kimdir Hayatı Eserleri Romanları Edebi Kişiliği Hakkında Bilgi Cumhuriyet Dönemi Türk tiyatrosunun önemli oyun yazarlarındandır. Geleneksel Türk tiyatrosunun anlatım inceliklerini modern tiyatro ile ustaca birleştirmiş bir sanatçıdır. Ulusal ile evrensel, popüler ile geleneksel temaları, anlatım tekniklerini bir arada kullanmıştır, ilk oyununu, yirmi bir yaşındayken Devlet Tiyatrolarında sahnelemiş bir yazardır. Sahne dilini ustalıkla kullanmıştır. Oyun kişilerini günlük konuşma diliyle ve kültürleri içinde canlandırmıştır, ilk oyunlarında Osmanlı toplumundan çağdaş topluma geçişte yaşanan bocalamayı konu edinmiş, sonraki dönemlerde de bireyin sosyal sorunlarını evrensellikle ...... Orhan Asena Orhan Asena Kimdir Hayatı Biyografisi Eserleri Edebi Kişiliği Cumhuriyet Dönemi 1950 kuşağı oyun yazarlarındandır. Orhan Asena, dili ustaca kullanan bir oyun yazarıdır. Eserlerinde insanın toplumla ilişkisinde ezilen bireyin trajedisini konu edinmiştir. Hümanist bir anlayışa sahiptir. Oyun kişileri sokakta karşılaştığımız insanlar, tarihî ya da efsaneleşmiş kişilerdir. Basın Yayın Genel Müdürlüğü Ödülü, Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü, Kültür Bakanlığı Ödülü, TRT Sanat Ödülleri, Avni Dilligil Tiyatro Ödülü gibi birçok ödüle layık görülmüştür. Yazarın bazı eserleri şunlardır Korku, Kocaoğlan, Tanrılar ve İnsanlar, Hürrem Sultan, Tohum ve ...... Oktay Rifat Horozcu Oktay Rifat Horozcu Hakkında Kısaca Özet Bilgi 1914-1988 Trabzon’da dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesini ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Memurluk ve serbest avukatlık yaptı. Melih Cevdet Anday ve Orhan Veli Kanık'la birlikte “Garip” adlı şiir kitabını 1941’de yayımladılar. Oktay Rifat Horozcu, farklı anlayışlarla da şiirler yazmıştır. “Perçemli Sokak” adlı eseriyle II. Yeni akımına yaklaşarak imgeci şiire yönelmiştir. 1966’da çıkardığı “Elleri Var Özgürlüğün” adlı eserinde toplumcu gerçekçi şiir anlayışıyla çok başarılı taşlamalar ve sosyal içerikli şiirler yazmıştır. Oktay Rifat, şiir dışında ...... Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Tiyatro Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da etkilemiş, her alanda yeni gelişmeler olmuştur. Tiyatroda da bu dönemde ciddi gelişmeler olmuştur. Geleneksel Türk tiyatrosu yerini yavaş yavaş Batılı anlamdaki modern Türk tiyatrosunun ilke evresi olan Tanzimat tiyatrosuna bırakmıştır. Tanzimat Edebiyatında Tiyatro Hakkında Batının zihniyetini ve sanat anlayışlarını öğrenebilmek için harekete geçen aydınlarımız tercüme faaliyetinin yanı sıra tiyatro eserlerine de ilgi duymaya başladılar. Tiyatro, asırlardan beri ...... Necip Fazıl Kısakürek Necip Fazıl Kısakürek Hayatı Biyografisi Edebi Kişiliği ve Eserleri Hakkında Kısaca Özet Bilgi İstanbul’da doğdu. Askerî Deniz Lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde okurken Millî Eğitim Bakanlığınca Paris’e, Sorbonne Sorbon Üniversitesine gönderildi. Dönüşünde bir süre memurluk, müfettişlik ve öğretim üyeliği yaptı. Necip Fazıl çeşitli dergilerde çıkan şiirleriyle Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında tanınmaya başlamıştır. Şiirlerinde halk edebiyatının şekil ve içerik özelliklerini Fransız sembolistlerinin duyuş tarzıyla birleştirerek yeni bir yoruma ulaşmıştır. Şiirlerinde insan, kâinat, madde ve ruh problemlerini; insanın iç âlemindeki çatışmaları, gizli tutku ve ...... Musahipzade Celal Musahipzade Celal Hayatı Biyografisi Edebi Kişiliği Hakkında Kısaca Özet Bilgi 1868-1959 Asıl adı Mahmut Celalettin olan sanatçı, İstanbul’da doğdu. III. Selim’in bestekârı Musahip İzzet Şakir Ağa’nın torunudur. Firuz Ağa Sıbyan Mektebini, Feyziye Rüştiyesini ve Numune-i Terakki İdadisinden mezun oldu. Babıâli Tercüme Odasında çalışmaya başladı, bir süre çalıştıktan sonra bu görevden ayrılıp çeşitli devlet görevlerinde bulundu. OBu tarihten ölümüne kadar Şehir Tiyatrosu Kütüphanesinde kütüphaneci olarak görev yaptı. Musahipzade Celal, daha çok müzikli komedi tarzında eserler yazdı. Sanatçı, bir anlamda Meşrutiyet tiyatrosu ile Cumhuriyet ...... Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yakup Kadri Karaosmanoğlu Hayatı Edebi Kişiliği ve Eserleri Hakkında Kısaca Özet Bilgi 1889-1974 Kahire'de doğdu. İlköğrenimi Manisa'da, orta öğretimini İzmir ve Mısır'da yaptı. Çeşitli dergilerde Millî Mücadele’yi destekleyen yazılar yazdı. 1921 yılında Anadolu’ya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Mensur şiir, deneme, anı, hikâye, tiyatro ve roman türlerinde eserler veren Yakup Kadri Karaosmanoğlu, çok yönlü bir yazardır. Türk edebiyatında özellikle romanlarıyla önemli bir yer edinmiştir. Eserlerinde genel olarak Türk toplumunun Tanzimat’la başlayıp Cumhuriyet’le devam eden süreçteki değişimini ele almıştır. Roman karakterlerini gerçekçi bir anlayışla ...... Cevat Fehmi Başkut Cevat Fehmi Başkut Hayatı Biyografisi Edebi Kişiliği Hakkında Kısaca Özet Bilgi 1905-1971 Edirne’de doğdu. Eyüp Rüştiyesinde, İstanbul Sultanisinde okudu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Basımevinde düzeltmen, daha sonra Mecliste zabıt kâtibi olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünde öğretim görevlisi oldu. Gazetecilik yaptı. Tiyatro tarihimiz için önemli bir isim olan Cevat Fehmi Başkut'un oyunları, dönemin toplumsal çehresini tanımak açısından belge niteliğinde olup, topluma yönelttiği eleştirilerinde etik bir duruşla; iyiye duyduğu yakınlığı, kötüye karşı takındığı öfkeyi, ezilene beslediği merhameti, doğruya ve güzele karşı hayranlığı ...... Tarık Buğra Tarık Buğra Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Biyografisi Hakkında Kısaca Özet Bilgi 1918-1994 Konya’da doğdu. Konya Lisesinden mezun olduktan sonra kısa süreli tıp, hukuk ve edebiyat eğitimleri aldı. Tezgâhtarlık, muallim muavinliği gibi işlerde çalıştı. Çeşitli gazetelerde yazarlık ve yöneticilik yaptı. Yayıncılık faaliyetlerinde bulundu. Devlet tiyatrolarında çeşitli görevlerde bulundu. Bağımsız bir sanat anlayışına sahip olan yazar; hikâye, roman ve tiyatro türlerinde eserler verdi. Eserlerinde tarihî, siyasi olayları; toplumsal çatışmaları ve bireyin iç dünyasını ele aldı. Kahramanlarını günlük yaşamdan seçti. Edebî bir eserin “kültür Türkçesi” ...... Adalet Ağaoğlu Adalet Ağaoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Ankara Kız Lisesini ve DTCF Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1960’larda sanat hayatına şiirle başlayan Adalet Ağaoğlu; roman, deneme, tiyatro yapıtlarının yanı sıra hikâye türünde de özgün eserler verdi. Özellikle 1970’li yıllardan itibaren kaleme aldığı hikâye ve romanlarıyla geniş ilgi uyandırdı. Adalet Ağaoğlu kurgu, tema ve dil bütünlüğü içerisinde oluşturduğu hikâyeleri ile Türk hikâyeciliğine yeni bir anlayış kazandırmıştır. Hikâyelerinde sürekli şekilsel arayışlara giden Adalet Ağaoğlu, her yeni eserinde, hikâye üslubunu geliştirerek devam ettirmiştir. Hikâyelerinde toplumun belli ...... Turan Oflazoğlu Turan Oflazoğlu Hayatı Edebi Kişiliği ve Eserleri hakkında Kısaca Özet Bilgi Adana’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe ve İngiliz Edebiyatı Bölümlerini bitirdi. Yirmiden fazla tiyatro eseri bulunan Oflazoğlu; oyunlarının çoğunu trajedi, birkaçını da komedi türünde yazmış- tır. Oyunlarında insan ve insanlık durumlarını daha çok tarihî konu ve kişiler aracılığıyla ele almıştır. Felsefi bir arka plan bulunan oyunlarında günümüz insanlığının tüm meselelerini bulmak mümkündür. Trajedilerini serbest na- zımla kaleme almıştır. Turan Oflazoğlu oyunlarıyla birçok ödül kazanmıştır. Eserleri Deli İbrahim, IV. Murat, Sokrates ...... Manastırlı Rıfat MANASTIRLI RIFAT 1851-1907 Tiyatro eseri yazarı, Manastır'da doğdu. Reşit Bey'in oğ­ludur. Harbiye'yl bitirdikten sonra 1872 uzun süre subay olarak çalıştı. Osmanlı-Rus Savaşı'na katıldı 1877. Abdülaziz'in tahttan indirilmesine sebep olanlardan sayılarak II. Abdülhamid tarafından Haleb'e sürüldü. Haleb'de öldü. Şiirleri de olmakla beraber gazete yazıları ve tiyatro eser­leri ile tanınır. Tanzimat edebiyatı döneminin en çok oyun yazan yazarı ve sanatkârlarındandır. Piyesleri 1. Osman Gâzi dram, 1873, konusu vatan sev­gisi, 2. Görenek dram, eski düğünlerdeki İsrafı tenkit eden, 1874, 3. Ya Gâzi Ya Şehid dram, vatan sevgisi ...... Melih Cevdet Anday Melih Cevdet Anday Hayatı Edebi Kişiliği ve Eserleri hakkında Kısaca Özet Bilgi İstanbul'da doğdu. Ankara Gazi Lisesini bitirdikten sonra bir süre Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine devam etti. Daha sonra sosyoloji öğrenimi görmek için Belçika'ya gönderildi. Bir süre memurluk yaptı. 1941 yılında Orhan Veli KANIK ve Oktay Rifat HOROZCU ile birlikte “Garip” isimli şiir kitabını çıkarmıştır. Daha sonraki yıllarda çeşitli gazetelerde denemeler, makaleler, köşe yazıları yazmış; tefrika romanlar yayımlamıştır. Oyunlarında çoğunlukla bireyin iç dünyasını konu edinmiştir. Melih Cevdet Anday'ın oyunları içsel yaşantılar üstüne ...... EMİNE IŞINSU ÖKSÜZ Yazar. Kars'ta doğdu. Şair Halide Nusret Zorlutuna'nın kızıdır. Ankara Koleji'ni bitirdi. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakül­tesi Felsefe Bölümü öğrencisi iken Öğrenimini yarıda bıra­karak fıkra yazarlığına başladı. Töre dergisini 1971'den bu yana çıkarmaktadır. Şiir, hikâye, fıkra ve roman türlerinde eserler vermiştir. Romanlarının ikisinde Türkiye dışında yaşayan Türkler'in acı dolu hayatını anlatmıştır. Okçu, her yeni eserinde yeni bir üslûp denemesi ile de dikkati çeker. Tiyatro eserleri de vardır. Romanları 1. Küçük Dünya 1966, 2. Azap Topraklan 1970, 6. baskı 1978, 3. Ak Topraklar 1971, 4. Tutsak ...... FERAİZCİ-ZADE MEHMET ŞAKİR 1853-1911 Tiyatro eseri yazarı. Bursa'da doğdu. Özel öğrenim göre­rek yetişti. Bursa Vilâyet Mektebî Kalemi ile Bursa ve Kırklareli'nde devlet memurluğu, öğretmenlik, gazete ve bası­mevi müdürlüğü yaptı. Bursa'da öldü. Tanzimat dönemi oyun yazarlarındandır. Nilüfer 1885-1891 ile Gündoğdu 1894 dergilerini çıkarmış, tasfiyecilik derecesinde dilde sadeleşmeyi savunmuştur. Ahmet Vefik Paşa'nın Bursa valiliği sırasında, tiyatro çalışmalarında yar­dımcı olmuştur. Moliere'nin tercümelerinin tesirinde kala­rak oyunlar yazıp kendi matbaasında yayımlamıştır. Eserleri 1. Evhâmî 1883, C. Kudret tarafından yeni neşri 1974, 2. îcâb-ı Gurur yâhud İnkılâbı Muhabbet 1883, 3. İnatçı yâhud Çöpçatan ...... BURHAN FELEK 1889-1982 Yazar. Üsküdar'da doğdu. Üsküdar Ravza-yı Terakki S yesi'ni, Mülkiye İdâdîsi'ni ve İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitir­di 1911. Evkaf İnşaat Başkâtipliği, Ticâret Bakanlığı Hukuk Müşavir Yardımcılığı, öğretmenlik ve avukatlık yaptı. Gazete­ciler Cemiyeti Başkaniığı'nda bulundu. Çeşitli gazetelerde fıkra yazarlığı yaptı Vakit, Vatan, Millet, Yeni Ses, Tan, Cum­huriyet, Milliyet. 1976'da ŞeyhüM muharririn unvanı aldı. İs­tanbul'da öldü. Felek, günlük fıkraları ve mizahîhikâyeleri ile tanınır. Anla­şılır bir dille, yaşayan Türkçe ile yazılar yazmıştır. Eserleri 1. Mint Masalları Gezi yazıları, 1944, 2. Âdem'den Bu Güne Büyük Aşklar 1945, 3. Felek ...... REFİK ERDURAN Oyun yazarı. İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'i bitirdikten sonra 1947, Amerika'da tiyatro tarihi ve dramatik edebiyat konusunda öğrenim gördü. Fıkra yazarı olarak bir gazetede çalışmaktadır. Erduran, günümüz oyun yazarlarındandır. Tiyatro tenkit­leri ve mizahî hikâyeler de yazmıştır. Bir roman denemesi vardır. İlk oynanış yıllarına göre oyunları 1. Deli 1957, 2. Bir Ki­lo Namus 1958, 3. Cengiz Han'ın Bisikleti 1959, 4. İp Oyu­nu 1959, 5. Karayar Köprüsü 1959, 6. İkinci Baskı 1960, 7. Büyük Jüstinyen 1961, 8. Aman Avcı 1962, 9. Ayı Masa­lı 1962, 10. Direkler ...... DİLAVER CEBECİ 1943- Şâir, yazar. Kelkit'in Davısı köyünde doğdu. Ailesi 1948 yılında Kırıkkale'ye göçtü. Atatürk llkokulu'nda okudu. Ortaokulu Merzifon ve Mersin Askerî or­taokullarında, Kırıkkale'de başladığı liseyi de Erzincan'da bitirdi 1966. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde okuduktan sonra 1970, Aydın, İstanbul ve Ankara'da öğret­menlik ve İdarecilik yaptı. Hâlen İstanbul'da öğretmendir. Günümüz şâir ve yazarlarından olan Cebeci, şiir, hikâye, mizah ve tiyatro dallarında eserler vermiştir. Töre, Türk Edebi­yatı, Türk Yurdu, Doğuş, Devlet, inanç, Defne, Yeni Divan ve Konevi dergilerinde yazıları çıktı. Şiirlerini bazan hece, bâzan serbest ...... Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. ANTİK ÇAĞ Tiyatro ilk kez IO 6. yüzyılda Yunan toplumunda dinsel törenden özerkleşerek bir sanat türü haline geldi; dinsel ya da pratik ölçütlerle değil, estetik ölçütlerle değerlendirilen bir "oyun" a dönüştü. Yunan toplumunda tiyatronun öncülü, şarap, bereket ve bitkiler tanrısı Dionysos'u kutsamak için yapılan Bacchanolia şenliklerinde bir koronun söylediği dithyramboy şarkılarıydı. Koro, bu şarkılarda, farkı kişilerin konuşmasını canlandırmak için söz ve tavır değişikliğinden yararlanıyordu. Daha sonra, oyuncu ve oyun yazarı Thespis, koronun karşısına, farklı kişilikleri farklı maskelerle temsil eden bir oyuncu koydu. Böylece daha karmaşık konular ele alınabiliyor, farklı anlatım biçimleri denenebiliyordu. İÖ 534'te Atina'daki ilk tiyatro şenliğinde, Thespis'in bir tragedyası ödül kazandı. Bu tarihten sonrada tragedyalar Dionysos şenliklerinin bir parçası olarak gelenekselleşti. İÖ 5. yüzyılın ilk yarısında, Aiskhylos, koroyu 50 kişiden 12 kişiye indirerek ve ikinci bir oyuncu ekleyerek bugünkü Batı tiyatrosunun da temelini attı. Artık birden fazla kişi arasında yaşanan bir olayın, bir ilişkinin, sahnede canlandırılması olanağı doğmuştu. Aiskhylos, tragedyayı Dionysos cümbüşündeki azgın ve utançsız kökeninden de kopardı. Tiyatro önemli kişilerin başından geçen önemli olayları yüceltmiş bir üslupya temsil etme sanatı haline geldi. Efsaneleri, mitleri ve efsaneleşecek kadar eski olayları işleyen tragedyanın dinsel, ahlaki ya da siyasi bir mesaj vermesi, toplumu ve evreni bir bütün olarak temsil etmesi bekleniyordu. Hiyerarşik bir evrendi bu En üstte tanrılar katı yer alıyor, altta ölümün, sürgünün ve cezanın yurdu bulunuyor, bu ikisinin ortasında da oyunun, dramatik eylemin gerçekleştiği yuvarlık sahneyle temsil edilen insanların dünyası duruyordu. Tragedya, daha sonra Sophokles ve Euripides tarafından daha da geliştirildi, gerçekçi gözlem öğeleri katılarak Aiskhylos'taki soyutluğundan bir ölçüde uzaklaştırıldı. Komedya ise İÖ 486'dan başlayarak Atina'da Lenia kış şenliğinde yapılan yarışmalarla yaygınlık kazandı. Yunanca Komos sözcüğünden türeyen komedya, Dionysosçu kökenlerine tragedyadan çok daha bağlı kaldı. İÖ 6. yüzyıldan sonra Yunan egemen sınıfları arasında gözden düştüğü halde köylülerin ve yoksul halkın yaşamında önemini koruyan soytarılık, hokkabazlık, herkesin birbiriyle utançsızca çiftleştiği bahar ayinleri gibi avam öğeler, komedyada önemli yer tutuyordu. Dili de konuşma diline yakındı. Eski Komedya'nın en büyük temsilcisi Aristophanes'in oyunları, siyasal ve toplumsal yergicilikleriyle ahlaki bir görev de üstlenmişlerdir. Euripides'in İÖ 406'da ölümünden ve Atina'nın İÖ 404'te yenilgisinden sonra tragedya iyice geriledi ve komedya en popüler tür haline geldi. İÖ 320'den sonra, Büyük İskender döneminde ortaya çıkan Yeni Komedya eskisinden oldukça farklıydı. Mitolojik öğelerin yerini genç Atinalıların erotik serüvenleri ve aile yaşamları almış, eski şen, cümbüşlü ve grotesk üslup da daha gerçekçi ve yumuşak bir anlatıma dönüşmüştür. Bu dönemden günümüze yalnızca Menandros'tan bazı parçalar kalmıştır. Eski Yunan tiyatrosunun önemli bir özelliği kamusallığıdır. Oyunları ortalama 10 bin ile 20 bin seyirci aynı anda izleyebiliyordu. Eski Yunan oyunları, Sofokles'in trajedileriyle teknik yetkinliğe ulaşmıştır. Sofokles oyunlarında dekor kullanan ilk tiyatro yazarıdır. Aiskhylos, Sofokles ve Euripides konularını mitolojisinden alan oyunlar yazmıştır. Bu üç yazar, sonradan Aristo'nun Poetika adlı yapıtında belirlediği kurallara uygun oyunlar yazmışlardır. Bu kurallardan biri zaman, yer ve eylemde birliktir. Eski Yunan komedisinin tanınmış yazarlarından Aristofanes, oyunlarında dönemin siyaset adamlarının ve düşünürlerinin yanlış tutumlarını alaya TİYATROSU Roma, tiyatroya özgü bir katkı yapmaktan çok Yunan tiyatrosunu taklit etmekle yetinmiştir. Bununla birlikte, Roma toplumunun estetik bir eşiği aşamayan, ama belli bir canlılığı sürdüren yöresel bir oyun geleneği vardır. Bunlardan biri, yöresel hasat şenlikleri ve evlilik törenlerinde hokkabaz-oyuncu- şarkıcıların söylediği ve belli bir temsil öğesini de barındıran carmina Fescenninay'dı. Güney İtalya'da doğan ve IO 3. yüzyılda Roma'da yaygınlaşan bir başka yöresel türde fabula Atellanay'dı. Fars, parodi ve siyasal taşlama öğelerini içeren bu oyunlar, İtalyan tiyatrosuna palyaço Maccus ve budala Bucca gibi tipler kazandırdı. Bir Yunana oyununu Latinceye çevirerek Yunan tiyatrosunu Roma'ya tanıtan kişi Yunanlı Livius Andronicus'tur. İlk Romalı oyun yazarı olan Naevius, fabula palliata adı verilen türün de kurucusudur. İÖ 2. yüzyılda Roma tiyatrosunun en önemli iki temsilcisi, Plautus ve Terentius, Yunan, Yeni Komedyası'nı, Roma toplumuna uyarladı. Ama Roma'da tiyatroya gidenler, özelliklede Terentius'un daha düşünsel içerikli oyunlarını izleyenler nüfusun sınırlı bir kesimini oluşturuyordu. Roma tiyatrosu, en baştan beri, Yunan kentlerinden daha büyük bir nüfusun incelmemiş, zevklerine cevap vermeye yönelikti. İzleyici çekmeyen oyunlara ayrılmış ödeneğin şenlik yöneticisince iptal edilebildiği bir ortamda, oynanan oyunlarda da gösteri öğeleri öne çıktı. Senecan'ın bu gelişmeye bir tepki olarak yazdığı oyunlar IS oynanmaktan çok, yüksek sesle okunmak için yazılmıştır. Roma döneminde tiyatro sanatı ile ilgili en önemli eser, Horatius'un Ars Poetika'sıdır. Ars Poetika'da, tiyatronun eğitici işlevi ve biçimsel düzeni hakkında açıklamalar yapılmıştır. Roma tiyatrosunun iki büyük komedya yazarı Plautus ve Terentius, Atina Yeni Komedyasından aldıkları konuları Romalının günlük yaşantısına, aile ilişkilerine uyarlamışlardır. Amaç, seyirciyi, günlük ilişkilerini yöneten kurallar korusunda Hristiyanlık, geleneğin sürekliliğinin parçalandığı bir ortamda, kendi tiyatrosunu yoktan var etti, kendi inançlarından yeni bir tiyatro türetti. Ortaçağ, kilise tiyatrosunun yanı sıra akrobatların, soytarıların, hokkabazların tek kişilik ya da grup halinde yaptığı gösterilerde hem halk arasında hem de saraylarda ilgi görüyordu. Ama tiyatroyu yeniden kurallı bir oyuna, yani sanata dönüştüren, oyunun yazılı öğesini vurgulayan kilise oldu. Bunun ilk örnekleri, Kitabı Mukaddes'ten belli bölümlerin sahne etkileri de gözetilerek seslendirilmesiydi. Bu seslendirme daha sonra 10. yüzyılda oyuncular ve diyaloglarla gerçek bir canlandırmaya dönüştü. 13. yüzyıldan sonrada manastırların dışına yayıldı; artık kent yönetimleri de yapım giderlerini üstleniyordu. Dinsel tiyatronun manastır dışında gelişen birbirine bağlı bir dizi kısa oyunlardan oluşan dizilerdi ve 2-3 gün boyunca oynanıyordu. Gizem oyunlarının sahnelenmesini de loncalar gibi özel kentsel örgütler üstlenmiştir. Her lonca, kendi zaanatıyla ilişkili olan bir oyunun giderlerini karşılıyordu. Başlangıçta, oyunlar, "ev" adı verilen süslenmiş tahta platformlar üzerinde oynanıyordu. İtalya'da bir alanın ortasında oturan seyirciler, alanın çevresine yerleştirilmiş platformlar üzerinde oynanan oyunu izliyordu. İngiltere'de ise oyunlar araba gibi çekilen pagent adı verilen tekerlekli sahnelerde oynanıyordu. Gizem oyunları başlangıçta Latince diyaloglardan oluşurken, sonradan yerel diller yaygınlaştı. Bu da oyunların halk geleneğinden ve mizahi öğelerden yana zenginleşmesini sağladı. Dinsel tiyatronun öteki iki türünden biri mucize oyunları, öbürü ise ibret oyunlarıdır. İbret oyunları ilk kez İngiltere'de ortaya çıkmıştır. Ortaçağ tiyatro düşüncesi yeni bir görüş üretmemiş, türlerin ayrımı, ahlak eğitimi gibi antik dönem kuramcılarının düşüncelerini yinelemiş, tragedyada yıkımın yazgı olduğunu vurgulamıştır. Tiyatro düşüncesinin gelişmemiş olmasının nedeni, ortaçağda tiyatronun yasaklanması, din adamlarının tiyatronun zararları üzerinde bildiriler yayımlamış olmalarıdır. RÖNESANS Rönesans tiyatrosu İtalya'da başladı, ama en önemli ürünlerini Rönesans'ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler verdi. 15. yüzyılda İtalya'da Plautus, Terentius ve Seneca'nın oyunları yeniden okunmaya başlamıştır. Yüzyılın sonuna doğru bu yazarların oyunları önce Roma, sonra Ferrara'da sahnelenmiştir. İtalyan Rönesans tiyatrosu, mimarlık açısından da klasik tiyatroya öykünüyordu. 1414'te, Romalı mimar Vitruvius'un Mimarlık Üzerine adlı kitabı keşfedildi ve Avrupa dillerine çevrildi. Bu yapıta dayanılarak İtalya'da Roma tiyatroları inşa edilmeye başladı. Bu çalışmaların ürünü olan Venedikli mimar Andrea Palladio'nun tasarlayıp 1585'te Vincenzo Scamozzi'nin tamamladığı Vicenzo'da ki Olimpico Tiyatrosu, Avrupa'nın günümüze ulaşan en eski kapalı tiyatrosudur. Scamozzi, geri plandaki kemerlerin arkasına, sokak sahnelerini gösteren üç boyutlu perspektif panoları yerleştirmişti. Rönesans tiyatrosunun en özgün yönlerinden bir de perspektife verdiği önemdir. Rönesans döneminin başında İtalyan tiyatrosu fazla kuralcı bir yola sapmış, klasik ölçülere ve Aristoteles'in zaman, mekan ve eylem birliği ölçütüne bağlı kalma adına uzun bir süre cansız ürünler vermiştir. Gene de Plautus'un açık saçık komedyaları, bu dönemde, Aristo ve Ruzzante gibi iki önemli yazara esin kaynağı oldu. İtalyan tiyatrosuna ulusal bir dil ve yerel karakterler kazandıran bu iki yazardan sonra, İtalyan'ın dünya tiyatrosuna en önemli katkısı olan Commedia dell'arte doğdu. Canlı bir halk tiyatrosu geleneğine dayanan ve farklı öğeleri bütünleştiren Commedia dell'arte edebi bir metne değil, doğaçlama oyunculuğuna dayanan bir tiyatro türüydü. Kökenleri ortaçağ cambazlığına, mime ve fabula Atellana'ya değin götürülebilecek olan Commedia dell'arte'nin yeniliği, topluluk oyununa dayanmasıydı. Sürekli bir arada çalışan ve çok uzun bir süre aynı rolü oynayan oyuncular, daha öncesi eşi görülmemiş bir virtüözlük düzeyine ulaşabiliyordu. Oyunlarda senaryo vardı, ama her oyuncu diyalogun kendine düşen bölümünü zaman içinde istediği gibi geliştirebiliyordu. Venedikli pinti tüccar Pantalone gibi bütün tiyatroya mal olacak tipleri Commedia dell'arte yarattı. Profesyonel kadın oyuncu kullanan ilk tiyatroda Commedia dell'arte'ydi. İtalyan tiyatrosu 16. yüzyılda sahneyi edebiyattan arındırırken, İspanya da tam tersini yaptı; tiyatroyu yeniden edebileştirdi, en önemli edebiyat ürünlerini tiyatro alanında verdi. İspanya Reform hareketinden etkilenmediği için, eski dinsel tiyatro, auto sacramental ayin oyunu adıyla devam etti. Bu tek perdelik oyunlar, öteki ülkelerde dinsel tiyatroyu gülünçleştiren öğelerden arındırıldığı için, İspanya'nın en iyi şairleri de bu alanda yeteneklerini denemekten çekinmediler. Ülkenin ilk sabit tiyatroları da, İspanyol edebiyatının Altın çağ olarak anılan bu dönemde yapıldı. İspanyol tiyatrosu, kendini klasikçiliğin kurallarıyla sınırlamamasıyla İtalyan tiyatrosundan farklıydı. Duyguya, lirizme, tutkulu eylemlere yer veriyordu. En önemli yazarları, orta sınıf törelerini ve entrikalarını konu alan özgün bir İspanyol türü olan perdelerin ve kılıç oyunu tarzında binden çok yapıt yazmış olan Lope de Vega ile İspanyol barok üslubunun en tipik temsilcisi olan Calderon'dur. İtalyan Rönesansı'nın etkisi İngiltere'de daha geç ve daha zayıf hissedildi. Bu yüzden, Elizabeth dönemi 1558- 1603 yalnızca tiyatroda değil, genel olarak edebiyatta özgün İngiliz geleneğinde kurulduğu yıllar oldu. Aslında bu dönemde İngiliz tiyatrosu karşıt etkilere açık durumdaydı Bir yandan Protestan kilisesinin nüfuzunu kırmak için Corpus Christi Yortusu'nu kutlamak yasaklanmış, bu da gizem ve ibret oyunlarının gerilemesine yol açmıştır. Öte yandan , saray tiyatroyu İngiliz ulusak kimliğini pekiştirmek içinde kullanmak istiyordu. Bütün bunlara karşı, Avrupa'daki düşünsel, ahlaki ve dinsel çatışmaların özgürleştirici etkisi de 16. yüzyılın sonuna doğru şiddetlendi. Bunun sonucunda ortaya tiyatro da bu gerilimli, yeniliklere açık ruh halini yansıtıyordu. İngiliz tiyatrosu, kendi özgün ortaçağ geleneğinden aldığı mirası kara Avrupa'sının daha incelmiş buluşlarıyla kaynaştırarak, saray tiyatrosunun sınırlarını aşan, toplumun her kesimine seslenebilen bir sanat türü yarattı. Marlovu'un, Shakespeare'nin, Beaumant ve Fletcher'in oyunlarını herkes izleyebiliyordu. İngiltere'de de ilk tiyatrolar, 1576'dan başlayarak Elizabeth döneminde kuruldu. Bu ilk tiyatrolar, daha önce oyunların sahnelendiği han avlularının biraz daha geliştirilmiş biçimiydi; seyirciler, üstü açık bir yapı içinde, yükseltilmiş bir tahta platformdan oluşan sahnenin üç yanında bulunan sıralarda oturuyordu. İzleyicilerle oyuncular arasındaki alış veriş, İtalyan tiyatrosundan daha fazlaydı. Buna karşılık biletler de daha ucuzdu. 1590'larda her tiyatro soylu bir kişinin desteğiyle işletiliyordu. İtalyan tiyatrosundan bir farkı da, kadın oyuncuların olmamasıdır. Kadın rollerini çoğu zaman erkek oyuncular üstleniyordu. Elizabeth'ten sonra gelen James döneminde 1603-25, tiyatro içerik olarak klasikçiliğe daha çok yaklaşırken, konu zenginliğini ve ufuk genişliğini de yitirmeye başladı. Bu dönemde, Ben Janson, John Ford, John Webster ve John Lyly gibi yazarlar zaman, mekan ve eylem birliği kurallarına önem verirken, trajedi ve komediyi de birbirinden daha kesin çizgilerle ayırdılar. 17. yüzyılın ortalarına doğru İngiliz tiyatrosu, maske ve dekor gibi görsel öğelere daha çok yer vermeye başlamıştı. 1642'deki burjuva devriminden sonra tiyatrolar kapatıldı ve sahne sanatı çok uzun bir süre eski canlılığına kavuşamadı. Fransa'da düzenli tiyatro toplulukları 16. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Bunların repertuvarında, ibret ve mucize oyunları kadar, kaba bürlesk ve parodiler de yer alıyordu. Ama Fransa'nın öbür Avrupa ülkeleri gibi özgün bir yerel tiyatro geleneği yoktu. Bu yüzden İtalyan Rönesansı'nın etkisini kolayca benimsedi. 17. yüzyılda ülkenin güçlü bir merkezi yönetim altında birleşmesini sağlayan Başbakan Kardinal Richeliu, en gelişmiş sahne teknolojisini içeren bir tiyatro binası yaptırdı. Richeliu, trajedi ile komedinin birbirinden ayrılması, tiyatrodan traji-komik öğelerin atılması içinde çalıştı. Ama dönemin üç önemli yazarından biri olan Corneille'in Le Cid'i Kardinalin yerleştirmeye çalıştığı klasik birlik kurallarını hiçe sayan bir trajikomediydi. Corneille'in rakibi Racine ise klasikçi kuralların içinde kalarak trajediye romantik bir ton kazandırdı. Konularını Yunan-Roma mitolojisinden ve tarihten alan bu iki yazara karşılık Moliere, Fransız toplumunun gündelik yaşamından aldığı tiplerle kendi çağını aşan bir modern komedi anlayışının kurucusu oldu. Üstelik, dönemin en sevilen oyun yazarıydı. 17. yüzyılda Avrupa'nın başka ülkelerinde de ulusal tiyatrolar kuruldu. Ama, bunların çoğu, sınırlı bir izleyici kesimine seslenebilen saray tiyatroları olarak kalacaktı. Opera ve balede gene aynı dönemde, soylu sınıfın seyirlik sanatları olarak yüzyılın ikinci yarısında, İngiliz Restorasyon dönemi 1660-85 tiyatrosu Elizabeth dönemine geri dönmek istediyse de, İngiliz aristokrasisinin soğuk mizah anlayışını yansıtan bir töre komedisinden öteye gidemedi. Restorasyon tiyatrosunun en başarılı örneği sayılan William Congreve'in The Way of the World'ü Dünyanın Hali bile günümüzde sahnelenmektedir. İtalyan tiyatrosunun en önemli yazarı 18. yüzyılın ortasında bir çok komedi kaleme alan Carlo Gordoni' SINIF TİYATROSUNUN DOĞUŞU 18. yüzyılın Avrupa tiyatrosuna getirdiği en büyük yenilik, yükselmeye başlayan orta sınıf için üretilen burjuva oyunlarıydı. Bu türün öncülüğünü Fransa'da Diderot, Almanya'da da Lessing yaptı. Orta sınıf tiyatrosu, ahlakçılığıyla Rönesans öncesi dinsel tiyatroyu andırıyor, ama konularını aile yaşamından alması ve duygusallığı ile daha modern bir ruh halini yansıtıyordu. İngiltere'de Georg Lillo, The London Merchantor, the History op George Barnwell 1731; Londralı Tüccar ya da George Barnwell'in öyküsü adlı yapıtında orta sınıftan kişilere yer vererek bir orta sınıf trajedisi yaratmayı denemiş, İtalya'da da Vittorio Alfieri oyunlarında eski Yunan öykülerinin içini güncel orta sınıf tutkularıyla doldurmuştu. Bu dönemde, klasik trajedi ve komedi, varlıklarını daha çok operada sürdürdüler. John Gay'in The Beggar's Opera'sı 1728; Dilenci Operası popülerliğini daha sonra da koruyan bir şarkılı komediydi. Komedi, 18. yüzyılın en başarılı tiyatro yapıtlarının verildiği türdür. İngiltere'de Richard Steele'in, Nivelle de La Chausee'nin acıklı komedileri bugün de bulvar tiyatrolarınca sürdürülen bir türün ilk örnekleriydi. Buna karşılık, Oliver Goldsmith ve Richard Sheridan, Elizabeth dönemi ve sonrasının töre komedisini geliştiridiler. Eski canlılığı yitiren commedia dell'arte geleneği ise Fransa'da Marivaux, İtalya'da da Goldoni ve Gozzi'nin oyunlarıyla daha edebi ve düşünsel bir yaşama kavuştu. 18. yüzyıldan günümüze kalan en popüler komediler, Fransız oyun yazarı Beaumarchais'nin Le Barber de Seville'i 1775; Sevil Berberi, 1944 ile Le Mariage de Figaro' YÜZYIL VE ROMANTİZM 19. Yüzyıl romantizm çağıydı. Romantizmin başarılı olduğu edebiyat türü ise tiyatro değil, şiirdi. Bununla birlikte, Almanya'da daha 18. yüzyılın sonlarından başlayarak oldukça iddialı bir romantik tiyatro ortaya çıktı. Yeni tarzın en başarılı değilse bile en sevilen örneklerini Friedrich Schiller verdi. Goethe de başlangıçta bu akım içinde yer almış ve ilk oyunu Götz von Berlichingen 1773; Demir Elli Şövalye von Berlichingen, 1933 ile coşkunluk akımının, yeni ruh halini yansıtan en güçlü belgelerden birini ortaya koymuştu. Kleist'in Prinz Fiedrich von Homburg'u da Alman romantik tiyatrosunun tipik ürünlerinden biriydi. Romantizm, tiyatroda güncel konuların, orta sınıf yaşamına özgü konuların yerini tarihin almasına yol açtı. Fransa'da Hugo'nun Hermani'si ve Alfred de Musset'nin bazı oyunları, bu tarihsel duyarlığı yansıtıyordu. Almanya'da yüzyılın ikinci yarısında Wagner'in bütün sanatları birleştirmeyi amaçlayan müzik dramları da tarihselciliğin atavizme doğru gerileme eğilimini temsil eder. Gerek Hugo'nun, gerekse Wagner'in yapıtlarında, sahnelemeyi son derece güçleştiren bir "insanüstü hacimler yaratma" tutkusu görülür. 19. yüzyılda tiyatroda daha hafif tarzlar da ortaya çıktı. Bürlesk, burletta şarkılı fars ve vodvil bu dönemin en yaygın türleriydi. Eugene Scribe karakter gelişiminden çok entrikaya uyarak yazdığı için "iyi kurulu oyun" olarak adlandırılan 400'e yakın yapıtıyla Paris sahnelerinde geniş bir seyirci kalabalığı toplayabildi. Eugene-Marin Labiche aynı yöntemi fars türüne uyguladı, Scribe'in bir başka öğrencisi Victorien Sardou da oyunlarının yüzeyselliğine karşın ünlü oyuncu Sarah Bernhardt'ın oyunculuğundan yararlanabildi. 19. yüzyılda tiyatro sanatını sürdürenler yazarlardan çok, oyuncu-yönetmenlerdi. Bernhardt'ın yanı sıra, Charles Kean ve "sir" unvanını alan ilk oyuncu olan Henry Irving gibi oyuncular, yalnızca sıradan oyunlara değil, Shakespeare ve Racine'in yapıtlarına kendi damgalarını basarak bir yorum olduğunu kanıtladılar. 19. yüzyıl sonunda tiyatroda yeniden daha "ciddi" eğilimler ortaya çıktı. Norveç'te Ibsen'in, İsveç'te Strindberg'in, Rusya'da Çehov'un oyunlarıyla tiyatro edebi değerini yeniden kazandı. Her üç yazar da edebiyata gerçeklik akımının içinde başlayıp daha sonra simgecilik, izlenimcilik ve dışavurumculuk gibi modernist akımların ilk örnekleri sayılan yapıtlar verdiler. Gene aynı dönemde Almanya'da Gerhart Hauptmann ile Rusya'da Maksim Gorki, kapitalizmin insan yaşamında yol açtığı yıkımı gösteren oyunlarıyla tiyatroda doğalcılığın başlıca temsilcisi oldular. Varoluşun karanlık yüzüne işaret eden bu tür oyunlar kolayca seyirci çekmediği için, 19. yüzyılda Fransa, Almanya ve İngiltere'de, gişe hasılatını gözetmeyen bir "bağımsız tiyatro" hareketi doğdu. 1887'de Fransa'da Andre Antoine'ın kurduğu Theatre-Libret Özgür Tiyatro, Almanya'da Otto Brahm'ın Frei Bühne'si Özgür Sahne ve İngiltere'de Jacob Grein'ın Independent Theatre Club'ı Bağımsız Tiyatro Kulübü başta Ibsen olmak üzere, Hauptmann, Strindberg, Lev Tolstoy ve George Bernard Shaw gibi eleştirel ve karamsar yazarların oyunlarını sahnelemeyi üstlendi. Tiyatroda doğalcılığın bir başka önemli ürünü de Rusya'da 1898'di kurulan Moskova Sanat Tiyatrosu'ydu. Çehov'un oyunlarını sahnelemesiyle ünlenen bu tiyatronun kurucusu Konstantin Stanislavski, son derece ayrıntılı ve planlı bir hazırlığa ve uzun prova süresine dayalı yönetim anlayışıyla tiyatroda "gerçeklik yanılsamasını" TİYATRO Batı tiyatrosu bugün de genel olarak Stanislavski'nin sahne düzeni ve oyunculuk anlayışına dayalı bir gerçekciliği sürdürmekle birlikte, 20. yüzyılın ilk yarısında dışavurumculuk, gelecekçilik ve Bertolt Brecht'in epik tiyatrosu gibi gerçekçilik karşıtı akımlar da etkili oldu. Bu akımların hepsi farklı amaçlar ve yöntemlerle de olsa, sanatın gerçeği yansıttığı düşüncesine karşı çıktılar; doğallık yanılsamasını kırarak sanatın doğal değil yapılmış bir şey olduğunu savundular. Geliştirdikleri deneysel teknikler tiyatroyu bir vakit geçirme ve eğlenme aracı olmaktan çıkardığı için de çoğu zaman seyirci çekemedi, hatta skandallara yol açtı. Bu yeni akımların bir başka özelliği de, oyun yazarları kadar sahne tasarımcıları ve yönetmenlerin de öne çıkması, kuramcı kimliğini kazanmalarıydı. Deneysel tiyatro üzerinde etkili olmuş kuramcıların başında, İsveçli tasarımcı Adolphe Appia gelir. Appia, sahnenin bir gerçeklik atmosferi veren "sahici" dekor öğeleriyle doldurulmasına karşı çıkıyor, bunun yerine yapıtın "ruhunu" ortaya koyacak yalın bir sahne düzeni öneriyordu. Doğalcı ayrıntıların yerine, dikkati oyuncunun jestleri üzerinde toplayacak ve dramatik gerilimi çıplak bir biçimde dışa vuracak basit bir dekor gerekliydi. Appia'nın dışavurumcu görüş leri, İngiliz yönetmen Gordon Craig tarafından daha da geliştirildi. Craig, sahnede soyutlamayı uç noktasına götürdü; duygusal ve görsel değil, tinsel ya da zihinsel bir etki yaratmak için son derece öznel bir ışıklandırma yöntemi yarattı. Tek bir gotik sütunun, sahneye bir kilise havası vermekte ayrıntılı bir mukavva kilise dekorundan çok daha etkili olacağını düşünüyordu. Craig'e göre, tiyatro ve oyunculuk simgesel düzeni bozmamalıydı. Craig ve Appia'nın görüşleri, çok geniş bir uygulama alanı bulamadı. Yalnızca Avusturyalı yönetmen Max Reinhardt, Craig'in soyutlamaya dayalı dışavurum anlatımıyla canlı ve renkli bir oyun anlayışı arasında bir uzlaşma noktası yakalayabildi. DEVAMI Tiyatro ve Tiyatro Tarihi Edebi Akımlar Bildiğimiz üzere edebiyatımız tarihsel süreçte hepsi birbirinden farklı birçok alt gruba ayrılmıştır . Peki neden bu kadar farklı grup oluştu ? Çünkü sanat anlayışları farklıydı , hayat görüşleri farklıydı bu sebebten dolayı sanatçılarımız farklı sanat akımları oluşturmuşlardır. Sanat akımını kısaca şöyle açıklayabiliriz ;Sanatta görüş, duyuş, anlayış bakımından yenilikler ortaya koyan, farklılık gösteren harekete “sanat akımı” denir. Peki bu akımlar nelerdir? Bu yazımızda akımların özelliklerini ortaya çıkışını ve temsilcilerini inceleyeceğiz. Yazımızdaki akımlar şunlardır; Hümanizm İnsancılıkKlasisizm KuralcılıkRomantizm CoşumculukRealizm GerçekçilikNatüralizm DoğalcılıkParnasizm Şiirde GerçekçilikSembolizm SimgecilikEmpresyonizm İzlenimcilikFütürizm GelecekçilikDadaizm KurasızlıkSürrealizm GerçeküstücülükEkspresyonizm DışavurumculukEgzistansiyalizm VaroluşçulukModernizmPostmodernizm Hümanizm İnsancılık Hümanizm’in genel anlamı; “insanlık aşkı, insaniyete muhabbet, insancıllık/insancılık; insanı, renk, ırk, din ve mevkiini dikkate almadan sevmek, onun hayrını düşünmek özel anlamı; “Rönesans çağında Eski Yunayı ve Lâtin edebiyatına dönüp ona değer veren, tanıtan, araştıran öğreti”; felsefî anlamı ise; “insanî değerlerin savunulmasını esas alayı dünya görüşü”; “Genel olarak, akıllı insan varlığını tek ve en yüksek değer kaynağı olarak gören, bireyin yaratıcı ve ahlâkî gelişiminin, rasyonel ve anlamlı bir biçimde, doğaüstü alana hiç başvurmadan, doğal yoldan gerçekleştirebileceğini belirten ve bu çerçeve içinde insanın doğallığını, özgürlüğünü ve etkinliğini ön plâna çıkartan felsefî belirtileri XIV. yüzyılın başlarında İtalya’da görülmeye başlayan hümanizm ve Rönesans, asıl gücüne XV. yüzyılda ulaştı ve XVI. yüzyılın sonuna kadar da varlığını asıllı Dante 1265-1321, Petrarca 1304-1374 ve Boccacio 1313-1375, hümanizm ve Rönesans’ın ilk müjdecileridir. Söz konusu üç şahsiyet, kendilerini Antik Çağ’a bağlayan, ama yüzyıllar önce kopmuş bulunan kültür ve sanat köprüsünü yeniden kurmaya ve böylece hümanist düşünce ve Rönesans hareketini başlatmaya muvaffak sonra XV. yüzyılda İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere ve Almanya’ya sıçrayan hümanizm ve Rönesans, bu ülkelerde de birbirine çok yakın anlayış içinde hayat bulmuştur. Hümanizmin Özellikleri Hümanist sanatkâr, Antik Yunan ve Lâtin kültür ve sanatına dönerek onu kendine örnek sanat/edebiyatın asıl konusu insandır. Elbette bu insan, evrensel insandır. Hümanistlere göre, doğuştan birtakım zaaflara sahip olan insan, eğitimle belli bir ruh-beden dengesine ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Zira insan, bir Tanrı melekesi olan akla sahip ve bu aklı sayesinde Tanrı’ya en yakın varlıktır. Bu sebeple o sorumluluk sahibidir, iyi insan, inançları ile aklı arasında bir denge kurabilmiş; iradesini Tanrı iradesinin emrine verebilmiş amacı, insanı cennetteki kusursuzluğuna doğru millî değil evrensel konuları esas sanat/edebiyat, büyük ölçüde aristokrattır. Sanatkârların büyük bir kısmı asilzade ve için sanat anlayışı ile eserlerini çok biçime önem verirler. Temsilcileri Hümanizm akımının dünya çapındaki temsilcilerinin başında Dante, Montaigne, Boccacio, Rabelais, Petrarca, Cervantes ve W. Shakespeare gelmektedir. Ülkemizde ise hümanizm akımının temsilcileri; Sabahattin Eyüpoğlu, Nurullah Ataç ve Vedat Günyol’dur. Ayrıca ülkemizde bilinen en büyük hümanist ise Yunus Emre’dir. Lakin Yunus Emre, hümanizm akımı ile ilgilenmemiştir. Onun insanlığa olan sevgisinin kaynağı tasavvuf edebiyatından kaynaklanmaktadır. Klasisizm Kuralcılık Fransa’da ortaya çıkan bir edebiyat akımı olan klasisizm, daha çok şiir ve tiyatroda etkisini göstermiş bir ilanıyla birlikte Avrupa’da günlük yaşamda ve sanatla kültür alanında önemli gelişmeler yaşanmış, kilisenin dinî baskısı, sanatın ve sanatçıların üzerinden kalkmaya iç kargaşalar, 17. yüzyıl Fransa’sında yerini dinginliğe bırakır. Kilise ve derebeyliklerin direnişi iyiden iyiye tabaka da saraya bağlanmayı kabul eder. Böylece siyasi alanda bir düzen, kurallara bağlılık oluşur. Bu düzen, edebiyat alanında da kendini ve dilin kurallarını belirlemek üzere Fransız Akademisi felsefesi de sanatçıların üzerinde olumlu bir etki meydana ve Latin geleneğine bağlı bir edebiyat akımı olan klasisizmin estetiği, eski Yunan ve Latin edebiyatı dönemine ait başyapıtlarla oluşturmuş, yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akımın kurucusu olarak kabul edilen Boileau “Aklı seviniz, yapıtlarınız değerini akıldan alsın.” sözüyle klasisizmin felsefesini ortaya koymuştur. Klasisizmin Akımının Özellikleri Duygusallığı ikinci plana atıp akıl ve sağduyuya önem insan tabiatını esas alırken olayların ve konunun gerçeğe benzer olmasına dikkat etmek konu ve olaylar herkesin kabul edeceği şekilde akımının en önemli özelliklerinden biri de sanatçının kesinlikle kendi hayatından, duygularından, düşüncelerinden, acılarından Yunan ve Latin edebiyatını örnek sanatçılar, kurallara sıkı sıkıya bağlı türün kendine özgü kuralları türün özelliği diğer türde kullanılamaz ya da farklı türler aynı eser içerisinde akımı sonucu Trajedi ve Komedi türleri ortaya önemli değildir; önemli olan, konunun işleniş sokak dili değil, seçkin çevrelerin dili yalın bir biçimde hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere yer vermemişlerdir. Klasisizmin Temsilcileri Boileau şiirLa Fontaine fablRacine, Corneille trajediMoliere komediMadame de La Fayette romanLa Bruyere karakterleriyleBossuet hitabetMalherbeşiir Türk edebiyatında klasisizmin temsilcileri Şinasi, Ahmet Vefik Paşa ve Direktör Ali Bey klasisizmin edebiyatımızdaki temsilcileridir. Romantizm Coşumculuk Klasisizme tepki olarak doğan sonlarında ortaya çıkan 19. yüzyılda etkisini gösteren bir edebiyat DönemiKlasisizm akımının ortaya koyduğu sağduyu ve akıl ilkesi bilimsel ve sanatsal gelişmeyi hızlandırmıştır. J. J. Rousseau, Montesquieu gibi felsefeciler, katı kurallara bağlı sistemle düşünce yönünden çatışma içine felsefeciler, insan hakları, özgürlük, adalet gibi konuları halkın gündemine sokmayı başarmıştır. Sonunda bu düşünceler meyvesini vermiş ve 1789’da Fransız İhtilali sonra derebeylik ve aristokrasi çökmüş; soylulara karşı yeni bir yapılanma burjuva oluşmuştur. Bu gelişmelerden sonra da yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlayan, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunan romantizm akımı en önemli özelliği klasisizme tepki olarak doğuşudur. Klasik öğretinin bütün kuralları romantizmle birlikte yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatlarının etkisi iyice zayıflamıştır. Bu akım, Victor Hugo’nun “Hernani’ adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır. Romantizmin Akımının Özellikleri Akıl ve sağduyu yerine duygulara yer temalı eserler çok insanı merkeze almışlardır. İnsanı sadece aklıyla değil hayal gücüyle, sezgisiyle, duygularıyla yani bütün benliğiyle ele duygusallığı hüzünlü ve hayata karşı ve kendi iç dünyasına kötümser bir ruh haliyle baharın yeşilliğinden çok sonbaharın sararmış yapraklarını; yaşama sevinci veren türkülerden çok akşamın hüzünlü ezgilerini sanatçılar, eserlerinde kişiliklerini gizlemezler, olaylarla ilgili görüşlerini açıkça ortaya kahramanlar ya çok iyi ya da çok kötüdür ve romanlarda iyi-kötü çatışması vardır. Ayrıca romantizmde her sınıftan insan eserlerde kendine yer ölüm, tabiat, belli başlı konular olarak dikkat edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak ilk eserler tiyatro alanında verilir, ancak daha sonra roman ön plana tiyatroda, klasik tiyatroda bulunan üç birlik kuralı milli bir akımdır. Eserlerinde kültürel değerlerine, halk edebiyatına, folklora, mahalli ve milli renklere yer gerek manzum gerek mensur eserlerde tasvire geniş yer vermişlerdir. Romantizmin Temsilcileri Vıctor RousseauGoetheSchillerLamartineAleksandre DumasVoltairePuşkin Türk edebiyatında romantizmin temsilcileri Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu Romantizmin etkisiyle kaleme Kemal Roman ve tiyatrolarıylaAhmet Mithat İlk romanlarıylaRecaizade Mahmut Ekrem ŞiirleriyleAbdülhak Hamit TiyatrolarıylaZiya Paşa Şiirleriyle Realizm Gerçekçilik ikinci yarısında romantizme tepki olarak ortaya çıkmış bir sanat yüzyılda bilim alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bilim adamlarının yaptıkları gözlemler ve deneyler, bilimin gelişmesine büyük katkılarda alanda yalnızca gözlenenlere, yani gerçeğe önem verilmesi, Auguste Comte’un Pozitivizm felsefesinin, insanın sadece gördüğüne inanması gerektiğini savunmasının edebiyata da yansıması olmuştur. Böylece Pozitivizmin de etkisiyle realizm akımı doğmuştur. PozitivizmModern bilimi temel alan; batıl inançları, metafizik ve dini, insanlığın ilerlemesini engelleyen bilim öncesi düşünce tarzlarını reddeden dünya görüşüdür. Realizmde, duygu ve hayaller yerini, toplum ve insan gerçeklerine bırakır. Konular gerçekten alınır. Yaşanan ve gözlenen gerçek bütün çıplaklığıyla anlatılır. 1857’de Gustave Flaubert’in kaleme aldığı “Madame Bovary” adlı romanla, realizmin, romantizm karşısında üstünlük sağladığı kabul edilmektedir. Bu roman ilk büyük realist roman sayılır. Realizmin Akımının Özellikleri Gerçekler ön plandadır. Realist sanatçılar, eserlerinde yaşamın gerçeklerini dile eserlerinde romantikler gibi tesadüflere, olağanüstülüklere, mucizelere, hayali olanlara,soyut düşüncelere yer inandıkları gerçek anlayışına uygun bir biçimde kaleme alabilmek için malzeme, bilgi, belge toplayabilmek düşüncesiyle gözleme sanatın konusu ve amacı, çağdaş sosyal insan ve toplum hayatının objektif bir biçimde sanat eserine toplumun her katmanında ve her ortamında yaşanan hayatı, bu hayatın her türlü insanını ön yargısız eserlerinde mekan ve çevre tasvirine oldukça fazla yer vermişlerdir. Çünkü mekan ve çevrenin insan ruhu üzerinde etkili olduğunu düşünmüşlerdir. Realistlerin yaptıkları tasvirler romantikler gibi tasvir için tasvir değildir. Tasvirler, o mekanda yaşayan insanların karakterini , kültürünü, ekonomik durumunu, iç dünyasını yansıtmakta ciddi bir işleve sanatçılar eserlerinde kişiliğini gizlemiş objektif sanatçılar hiçbir şekilde eserlerinde olayın akışını konusu günlük hayatta her zaman rastlanabilecek veya yaşanabilecek olaylardan romanda olaylar çok sağlam sebep-sonuç ilkesi dahilinde gelişmiştir. Yani determinizm ilkesine yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur; onlar gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı biçim, dil ve üsluba büyük önem roman ve hikâye ön plana çıkmıştır. Realizmin Temsilcileri StendhalHonore de BalzacG. FlaubertE. HemingwayLev TolstoyDostoyevskiA. ÇehovGogolM. Gorki Türk edebiyatında realizmin temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem Araba SevdasıSami paşazade Sezai SergüzeştNabizade Nazım KarabibikHalit Ziya Uşaklıgil Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık HayatlarYakup Kadri Karaosmanoğlu Kiralık Konak, Yaban…Memduh Şevket Esendal Ayaşlı ve KiracılarıReşat Nuri Güntekin RomanlarıylaRefik Halit Karay Romanları ve hikâyeleriyleSait Faik Abasıyanık Roman ve hikâyeleriyle Natüralizm Doğalcılık sonlarında Fransa’da ortaya çıkmış bir sanat kurucusu olarak Emile Zola kabul realizmin daha ileri düzeye ulaşmış biçimi de doğayı anlatırken deney yöntemine başvurması nedeniyle realizmden ayrılır. Natüralistler kişi ve olaylara, bir bilim adamı gözüyle yaklaşırlar. Natüralizmin Akımının Özellikleri Eserlerinde deneysel gerçekliğe bağlı kalarak eserlerini göre sadece gözlem yetersiz kalmaktadır. Gözlemde olaylara dışarıdan müdahale söz konusu değildir. Bu sebeple gözlemci pasiftir. Halbuki deneyci aktiftir. O, gözlemci gibi olayları sadece dışarıdan seyretmez;olayların oluşumuna bizzat müdahele eserlere kişiliğini dahil etmemişler; objektif sanatçıların temel konusu insan ve insanı ele almada onun fizyolojik yapısı, irsiyeti, yaşadığı çevre ve aldığı eğitimi öne çıkartırlar ve bu çerçevede insan gerçeğine ulaşmaya çalışırlar. Mekan tasvirlerine eserlerinde çok yer verirler. Realizm akımından da ileri giderek sayfalarca mekan tasviri ki bu tasvirler boş tasvir değil roman kahramanlarının maddi ve manevi durumunu öğrenmek için yapılan edebiyatta genel ve koyu bir kötümserlik söz konusudur. Her türlü manevi, ruhi, ahlaki değerlerin reddi;toplumun kurumlarına olan inançsızlık; insanın irade hürriyetini inkar gibi hususlar natüralistleri kötümser toplum içindir anlayışıyla eserler kaleme konusunda realistler kadar titiz değildirler. Roman ya da hikaye kahramanlarını kendi ağız özellikleriyle ve sade bir dil çok büyük açıda roman türüyle sınırlı kalmış bir sanatçılar, insanın fizyolojik özellikleri üzerinde durur; insanı soyaçekim ve genetik özellikleriyle ele alırlar. Çünkü kişinin sahip olduğu erdemlerin soylarından geldiğine inanırlar. Natüralizmin Temsilcileri Emile ZolaAlphonse DaudetGuy de MaupassantGoncourt Kardeşler Türk edebiyatında natüralizmin temsilcileri Türk edebiyatında bu akımın ilk izleri Tanzimat dönemi sanatçısı Nabizade Nazım’da görülür. Edebiyatımızda natüralizm akımına en yakın eserleri veren sanatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Ancak Gürpınar, eserlerinde sosyal eleştiriye yer vermesi yönünden natüralistlerden ayrılır. Parnasizm Şiirde Gerçekçilik ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak doğan bir şiir akımıdır. 1886 da “Parnas” adlı derginin yayınlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Parnasizm, bir anlamda realizmle natüralizmin şiire yansımış parnasizmin kurucusudur. Parnasizmin Akımının Özellikleri Şiirlerde objektiflik hakimdir. Sanatçılar kendi duygu ve düşüncelerini esere başka ifadeyle şiir öznel değil nesnel ifadeleri aşk konusunu hiç işlememişlerdir. Eserlerinde dış dünyanın, tabiatın ve varlıkların sahip oldukları güzellikleri nesnel bir biçimde ifade bir başka konusu ise herkese ait olan evrensel biçim mükemmelliğinenazım şekli,nazım birimi,mısra,kafiye, ölçü önem vermişlerdirSanat sanat içindir anlayışı ve realizmde olduğu gibi parnasizmde de kötümserlik dış yapısı, sözcüklerin sıralanışı, seslerin uyumu, ritim ön plandadır. Bu yüzden parnas sanatçılar, ölçü ve uyağa çok önem Eski Yunan mitolojisine büyük hayranlık duyarlar. Dolayısıyla ele alınan bazı konular klasisizmle benzerlikler şiirlerini daha çok “sone” tarzında yazmışlardır. Parnasizmin Temsilcileri GautierLisePrudhommeJ. Maria de HerediaBanvilleCoppee Türk edebiyatında parnasizmin temsilcileri Parnasizm Türk edebiyatına Servet-i Fünun döneminde izleri Cenap Şahabettin’de olsa da bu akımın en belirgin etkileri Tevfik Fikret’te görülür. Kimi yönleriyle Yahya Kemal de bu akımdan izler taşır. SembolizmSimgecilik sonlarında Fransa’da parnasizme tepki olarak ortaya akım, 20. yüzyıl edebiyatını önemli ölçüde 19. yüzyılın son çeyreğinde Batı şiirinde hakim olan bir sanat Mallarme ve Varleine sembolist şiirin ilk örneklerini kaleme almışlardır. Hazırlık Dönemi Realizm ve natüralizmin etkisiyle Fransız edebiyatında aşırı gerçekçi bir ortam ilerlemeler, makineler, yeni buluşlar insanoğlunu mutlu kılma şöyle dursun, bir bunalımın eşiğine 1870 bozgunu Fransa’daki bu karamsarlığı büsbütün kuşak da bu bunaltıcı ortamı değiştirmek için bazı siyasal ve toplumsal girişimlerin gerekliliğini öne sürmeye başlar. Bu gereksinim sanat içinde ortaya atılmaya, tartışılmaya başlar. İşte bu tartışmaların sonunda sembolizm olarak da adlandırılan sembolizm, hem gerçeği gösteren hem de onun sınırlarını aşma isteğine cevap veren bir sanat akımıdır. Sembolizmin Akımının Özellikleri Sanat sanat içindir anlayışıyla eserle kaleme anlayışına farklı bir bakış açısı dünyada gerçekliğin kişiden kişiye değiştiğini öne sürerler. Gerçekliğin sanatçıda bıraktığı değeri eserlerinde düşüncelere değil, duygulara seslenmelidir çünkü şiir bir şey anlatmak için kelimelere semboller yüklemişler, böylelikle şiirin daha işlevsel olduğunu anlam kapalılığını esas almışlardır. Şiirden herkes kendine göre bir yorum çıkarması gerektiği düşündükleri için anlam kapalılığına yer musikiye yakın bir tür olduğunu düşünmüşlerdir. Birbiriyle uyumlu kelimelere yer vererek şiirde musikiyi yakalamaya konuları melankoli, hüzün ve karamsarlık en fazla işledikleri daha çok serbest nazım türleriyle şiir yazmışlardır. Sembolizmin Temsilcileri BaudelaireRimbaudMallarmePaul ValéryVarleineEdgar Allen Poe Türk edebiyatında sembolizmin temsilcileri Bu akımın ilk uygulayıcısı Cenap Şahabettin’dir. Ancak bu akımın en başarılı örneklerini Ahmet Haşim vermiştir. Empresyonizm İzlenimcilik Edebi Akımlar Kapsamlı Konu Anlatımı yazımıza Empresyonizm ile devam edelim. sonlarında Fransa’da resim alanında görülmüş, daha sonra edebiyat ve müzikte de etkili olmuş bir olarak da adlandırılan bu akımda sanatçılar, çevresindeki varlıkları değil, bunların kendilerinde bıraktığı izlenimleri aktarır. Empresyonizmin Akımının Özellikleri Dış dünyanın sanatçıda bıraktığı izlenimleri şekle ve kafiyeye önem sanat içindir anlayışıyla eserler her şeyden önce özgürlüğün sembolüdür. Özellikle empresyonist ressamlar, alışılmış hiçbir kurala bağlı kalmamışlardır. Böylece empresyonist resimde renklerin özgürlüğü sağlandığından sistemsiz bir coşkunluk vardır. Empresyonizmin Temsilcileri MonetSisleyCezanne Türk edebiyatında empresyonizmin temsilcileri Türk edebiyatında Ahmet Haşim empresyonizmden etkilenmiştir. Fütürizm Gelecekçilik başlarında İtalya’da ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. İtalya’da ortaya çıkan bu akım, daha sonra tüm Avrupa’ya modern yaşantının verdiği heyecanlardan doğan bir edebiyat akımıdır, yenileşmenin tüm olanaklarına açılan bir yönelmedirBu akımın öncüsü İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti’ 1909 da Paris’te “Le Figaro” gazetesinde yayımladığı “manifesto futurisita” Fütürizm Bildirisi, fütürizmin bildirişidir. Bildiride, “Bizler müzeleri, kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık gibi bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız.’ ifadeleri yer almaktadır. Bu, geçmişin bütünüyle reddi anlamına gelmektedir. Aynı bildiride. “Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz.” sözleri, siyasal alanda o dönemde gelişen faşizmden yana bir tavrın da açık göstergesi olmuştur. Süratin hızın üstünlüğünü iddia ve ilan eden Marinetti, bir yarış arabasının, Yunan heykelinden daha güzel olduğunu belirtmiştir. Fütürizmin Akımının Özellikleri Fütüristler, geleneksel tema ve şekilleri bir yana bırakarak, modern çağın, tekniğin, makine gücünün şimdide sağladığı ve gelecekte sağlayacağı bolluğu, refahı, huzuru geçmiş-şimdi-gelecek ve bunlara ait duygular aynı anda verilmeye ve kafiyeyi şiirden yüzden fütürizmde serbest tarzda yazılan şiirler ön plana şiirde duyguların yerini makine ve fabrika gürültüleri ayrıca savaş, kavga gibi saldırgan hareketleri içeren konuları ele mantıklı cümleler kurmayı reddeden fütüristlerin parolası, “sözcüklere özgürlük”tür. Fütürizmin Temsilcileri MarinettiMayakovski Türk edebiyatında fütürizmin temsilcisi Nazım Hikmet Ran Dadaizm Kuralsızlık Edebi Akımlar Kapsamlı Konu Anlatımı yazısı Dadaizm ile devam ediyor. Dadaizm, 1916’da İsviçre, Fransa ve Amerika’da hemen hemen aynı zamanda Larousse sözlüğünü rastgele açmış bulduğu “dada” kelimesini akımın ismi yapmıştır. Dada, Fransızca’da “oyuncak tahta at” anlamına Dünya Savaşının ardından kurulan bir akım olduğundan dönemin karamsarlığı dadaistlere de yansımıştır. Dayandığı temel görüşler dayanaksız olduğu için çok kısa bir süre 1916-1922 varlığını sürdürebilmiştir. Dadaizm Akımının Özellikleri Şiiri, tamamıyla serbest çağrışımlara çok büyük ölçüde yeni ve şaşırtıcı imajlar şekle hiç önem bilinen manaları dışında ve redife bir şiir dili oluşturmak istemişlerdir Dadaizmin Temsilcileri Tristan TzaraJean ArpRichard HülsenbeckMarcel JancoEmmy Hennings Dadaizm, edebiyatımızda rağbet görmemiş, sadece Mümtaz Zeki Taşkın’ın ve Ercüment Behzat Lav’ın birkaç şiirinde etkisi olmuştur. Sürrealizm Gerçeküstücülük başlarında André Breton tarafından Freud’un görüşlerine psikanaliz yöntemi dayanılarak açılan bir sanat bilgi ve esin kaynağı olan Freud’a göre, insanoğlunun dış dünyasından edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş rüya, yarı rüya durumunda çözülerek ortaya çıkar. Sürrealistler. Freud’un bu görüşünü edebiyata uygulamışlar ve bir anlamda bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliğini Breton, sürrealizmle ilgili düşüncelerini şu sözlerle açıklar “Sürrealizm, bugüne kadar ihmal edilmiş olan bazı çağrışım biçimlerinin yüksek gerçekliği, rüyanın büyük kudreti, düşüncenin karşılıksız oyunu hakkındaki inanışa dayanıyor. Sürrealizm, diğer bütün ruhsal mekanizmaları tamamen ortadan kaldırmayı ve hayatın başlıca sorunlarının çözümünde onların yerini almayı amaç edinir.” Sürrealizm, 20. yüzyılın en önemli düşünce hareketlerinden biri sayılır. Günümüzün hemen bütün sanat kollarında bu akımın etkisi görülür. Sürrealizmin Akımının Özellikleri Şiirde aklı değil bilinç altını esas her türlü sanat kurallarına,ahlaki değer ve töreye hatta deneye karşı bunların hepsi aklın temel amacı, bilinçaltının gizli dünyasını serbest çağrışım yoluyla ifade sanatı aklın ürünü olmaktan çıkararak tesadüf ve otomatizmanın ürünü haline getirmiş otomatik yazıyı kullanmışlardır. Otomatik yazı zihninize gelen her kelimeyi mantık olsun ya da olmasın kağıda yazıda noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına uyulma zorunluluğu şiirlerinde mizah ve alaya büyük önem hayat, toplum, insan ve olaylar karşısında alaycı bir tavır amaç çevremizi, hayatımızı, inançlarımızı oluşturan değer ve kurumların hakimiyetini;bunlardaki akıl mantık dokusunu komik, olağanüstü ve esrarlı şeyler bir aradadır. Amaç yine akıl-mantık dokusunu temel çağrışım tarzlarından biri de rüya insanın kendi iç dünyasına yönelme yani bilinçaltına yönelme ve bu dünyanın sırlarını yakalama imkanı bol imaj kullanmışlar, kapalı bir anlatıma yer vermişlerdir. Sürrealizmin Temsilcileri André BretonPaul EluardLouis AragonReverdyPerret Türk edebiyatında sürrealizmin temsilcileri Garip akımı şairleri Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat Horozcu bu akımdan etkilenmişlerdir Ekspresyonizm Dışavurumculuk Ekspresyonizm Dışavurumculuk, doğanın olduğu gibi temsili yerine, duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı “insanların en gizli yönlerini açığa vuran bir anlatım” olarak açıklayabiliriz. Zaten “ekspresyon” Fransızcada “anlatım” anlamına göre şairin görevi dış dünyanın anlamsızlığına. ruhsuzluğuna bir anlam bir sanatçı, bir nesneyi bütün somut ilişkilerinden ayırmak, onu çıplak ve yalnız olarak, bireysel zihnin katışıksız bir ürünü olarak incelemek kendi öz sezişini anlatım olarak adlandırılan ekspresyonizmi ilk olarak Almanlar Dünya Savaşından sonra özellikle Alman resim ve sinemasında Van Gogh bu akımın öncüsü kabul edilir. Herwarth Waiden, Strindberg de bu akımın olarak da adlandırılan bu akım, empresyonizme olduğu gibi dış dünyadaki izlenimleri aktarmak değil, insanın iç dünyasında doğan duyguları anlatmayı amaçlamıştır. Ekspresyonizmin Akımının Özellikleri Ekspresyonizm, yeni bir gerçek anlayışı gündeme getirir. Bu gerçek ne realist ne natüralistlerin inandıkları maddenin ardındaki gerçek ne de sembolistlerin inandıkları maddenin ardındaki gizli göre gerçekçilik, sanatkarın ruhunda ve içinde nesnel değil nedenler ekspresyonizm dış dünyanın gerçekliğine değil, sanatkarın gerçekliğini esas amacı ve görevi, sanatkarın kendi iç dünyasını nedenler ekspresyonist dış dünyada bulamadığı mutluluğu kendi iç dünyasında iç dünyasında bulduklarıyla dış dünyayı gözleme önem veren bir sanatçı kendini dış dünyadan soyutlar. Dolayısıyla eserlerinde bireysel ve soyut konulara ve eğitici bir sanat anlayışına okuyucuyu eğlendirmek veya estetik vermek değil, onu sarsarak ve şaşırtarak içinde bulunduğu uyuşukluktan kurtarma ve ölçü ve uyağı bir şiir dili geliştirmişler, kullanılmayan kelimeleri kullanmaya ve tiyatro türlerinde etkisini toplumun gerçeklerine sırt çevirdiği için pek başarılı olamamışlardır. Ekspresyonizmin Temsilcileri O’NeilKafkaEliotJ. Joyce Egzistansiyalizm Varoluşçuluk Fransa’da ortaya çıkan bir felsefe olarak da bilinen bu akım, II. Dünya Savaşı’nın sonunda, Fransız yazarlarından J. Sartre tarafından özel bir edebiyat kolu olarak edebiyat kolu, insanın varlığı, hürlüğü, tek gerçek olduğu hâlde onu saran dünyayı bir türlü anlayamamaktan doğan umutsuzlukla bezginlik içinde hayatı tatsız, saçma bulması görüşüyle hareket başlatan sorulardan biri de şudur “Ben kimim? Bir birey olarak var olmamın bence anlamı nedir?” Bu soruya verilen cevap ise şöyledir “Bizi biz yapan, kararlarımızdır. Bizi biz yapan kendi benliğimizle aldığımız kararlarımızdır. Bu özel benlik, dünyaya bir defa gelir, başka kimsenin olamayacağı, yapamayacağı bir şeyi, olmak ve yapmak gücüdür. Egzistansiyalizm Akımının Özellikleri İnsanın hem kendine hem topluma karşı sorumluluk duygusu onun topluma katılması ve onu yönlendirmesi görevini kendini toplumdan toplumsal sorumlulukları insanın içinde bulunduğu bunalımlı, sıkıntılı, kararsız hali edebiyat karamsar ve bunalım dünya saçma ve iğrenç bir yerdir ve insanlar böyle saçma ve iğrenç yerde yaşadığından bunalım, sıkıntı, boşluk çok içeriğe önem sade ve anlaşılır bir dille insanın kendi varlığını sorgulamasını ister. Her insanın kendi iradesiyle biçimlendireceği bir geleceği akımda, insanı insan yapan, onun kendi kararlarıdır. Önemli olan gerçek, herkesin üzerinde birleştiği objektif gerçek değil, kişisel özgürlüğü son derece önemlidir. Zaten insan, özgür olmaya mahkumdur. Egzistansiyalizmin Temsilcileri Jean Paul SartreAlbert CamusAndre GideFranz Kafka Modernizm Modernizm; bilimsel, siyasal, kültürel gelişmelerle ve sanayi devrimiyle birlikte hareketlenen büyük toplumsal değişime eşlik eden zihniyetin tamamı için kullanılabilen bir terimdir. Sanat, mimari ve edebiyat alanında on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmıştır. Yirminci yüzyılın ilk yarısında etkili olmuştur. Modernizm sözcüğü Latincede “şimdi” anlamına gelen modernus kelimesinden planda geçmişe karşı şimdiki zamanın yüceltilmesini ifade etmektedir. Temelde dayandığı fikir, geleneksel sanatlar, edebiyat, toplumsal kuruluşlar ve günlük yaşamın artık zamanını doldurduğu ve bu yüzden bunların bir kenara bırakılıp yeni bir kültür icat edilmesi gerektiğidir. Modernizmde geleneksel olanı şimdiye, güncele uydurma, geleneksel yapıyı ve anlatımı reddederek yeniyi ortaya çıkarma anlayışı vardır. Modernizmi Esas Alan Eserlerin Özellikleri Dil ve anlatımda geleneksel tekniklerin dışında arayışlara esas alan metinlerde alegorik anlatıma yer akışı tekniği geniş yer olanı yeniye uydurma çabası insanı çevreleyen toplumsal dünyayı yalın,saf bir biçimde anlatmaktan “şiirsel” ögeler ön çok boyutlu olduğu ve kavranması zor gerçeklerden oluştuğu eserlerde toplumdaki değer çatışmaları, bireyin bunalımları, karmaşık ruh hali, yerleşik değerlere isyan,yalnızlık, toplumdan kaçış, geleneksel değerlere başkaldırı, birey-toplum çatışması gibi temalar esas alan eserlerde olaydan çok, olayın birey üzerindeki etkisini esas alan eserlerle bireyin iç dünyasını esas alan eserler arasında insan psikolojisine yaklaşımı bakımından yakınlıklar bireyin iç dünyasında kronolojik bir zaman varken modernist eserlerde zamanda geriye gitmeler ileriye gitmeler esas alan eserler, varoluşçuluk akımından etkilenmiştir. Varoluşçuluğa göre, dünyadaki diğer varlıklardan farklı olarak önce var olan sonra ne olduğu belirlenen birey kendi özünü arar, kendisi olmaya çabalar, birey kendi özünü ararken kendisi olmaya çalışırken toplumla çatışır. Franz Kafka, Albert Sartre Türk edebiyatındaki modernizmin temsilcisi olan yazarlar Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner, Atilla İlhan, Yusuf Atılgan Bilge Karasu olmuştur. Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu Oğuz Atay Postmodernizm Özellikleri Sorgulamak Hayata Bakış Bu akım, modenizmin getirdiği birçok yeniliği eleştirmişlerdir. Çünkü modernizm getirdiği ve savunduğu birçok şeyin savaşı yıllarında çürütüldüğü ve mantıklı yönlerinin kalmadığını savunmuşlardır. Ancak bu modernizmin getirdiği bu sorunlar sert bir şekilde eleştirilirken insanlara yeni çıkış yolları sunulur. Olmak Greenpeace hareketi bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu hareket endüstriye karşı çıkacak kadar ileriye gitmiştir. 3. Küreselleşmeyi Savunmak Milli değerlere karşı olup küreselleşmeyi savunmak. 4. Gerçek Anlayışı “Gerçeklik” kavramına yeni bakış açısı getirmişlerdir. Onlara göre tartışılmaz ve evrensel bir gerçeğin olması mümkün değildir. Gerçek sandıklarımız gerçekliğin ancak bir parçasını oluşturur ve bu da yoruma her zaman açıktır. Çünkü gerçeklik kavramı beklentilere, önyargılara ve kültürlere göre değişkenlik gösterir. Bu bakımdan nesnel bir gerçeklik yoktur. 5. Geleneksel Sanata Sanat Anlayışlarına Karşı Olmak Savaşı sonrasında tüm dünyada geleneksel sanata/edebiyata karşı bir sert tavır başlamıştı. Postmodernistler bu durumu daha da ileriye taşıyıp alışılmış güzellik anlayışlarını yıkmıştır. 6. Tek Bir Dünya İçinde Çeşitliliği/Çoğulculuğu Savunmak Sanattaki tekliği, birliği eleştirmişler ve gerçekçi olanın çeşitlilik olduğunu savunmuşlardır. Örneğin geçmişte yer alan klasik sanatın izleri de günümüz popüler sanatın izleri de eserlerinde görülmektedir. Böylelikle sanat dünyasında alışılmış kalıpları yıkıp sanat içinde bir biçimsizliği savunmuş olurlar. 7. Dil ve Üslupta Alışılmışı Bozma Daha önceki özelliklere istinaden postmodernistlerin sanatta alışılmış kuralları yıktıklarını gördük. Dolayısıyla sanattaki bu kural tanımamazlık dil ve üslup özelliklerinde de kendini hissettirecektir. Dildeki alışılmış manalara karşı çıkıp sanat diliyle oynamışlardır. Onlara göre nasıl ki yaşamı anlamak ne kadar zor ve karmaşık ise bir eseri anlamak ve yorumlamak da o kadar uğraştırıcı olmalıdır. Bir eser okuyucuyu düşünmeye ve onun hakkında kendi yorumlarını yapmaya sevk etmelidir. Bizdeki temsilcileri Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Pınar Kür, Yusuf Atılgan, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Bilge Karasu, Nedim Gürsel 23 Mart 2022 14. yüzyıldan 17. yüzyıla geçen dönemi kapsayan Rönesans, Avrupa tarihinde büyük kültürel gelişmelerin görüldüğü bir dönemdi. “Rönesans” kelimesi “yeniden doğmak” anlamına gelir ve dönem, antik Greko-Romen kültürüne olan ilginin artmasıyla bu şekilde adlandırılmıştır. İtalya’da başladı ve Avrupa’ya yayıldı ve çeşitli alanlarda büyük değişimlere yol açtı; bu da batı medeniyeti üzerinde derin ve kalıcı bir etkiye neden oldu. Aslında Rönesans döneminde birçok alanda gelişme görülmesine rağmen, Avrupa sanatında benzersiz bir etkiye sahip olduğu için dönem sanatsal başarıları ile anılır. İtalyan ressam ve Floransa’lı mimar Giotto di Bondone, Rönesans’a katkıda bulunan çok sayıda büyük sanatçının ilkidir. Rönesans’ta görsel sanatların zirvesini belirleyen Yüksek Rönesans, Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Raphael tarafından şekillendirildi. Özellikle bu üç büyük sanatçı batı sanatının en ünlü eserlerinden bazılarını yarattı. İşte Rönesans’ın en ünlü 10 sanatçısı, şaheserleri ile birlikte 10 TINTORETTO 1518 – 1594 Venedik’te Rönesans döneminde gelişen Venedik Okulu, boyamada gür renklere ve ışık efektlerine yeni bir ivme kazandırdı. Venedik tarzı, Batı resminin sonraki gelişimi üzerinde büyük etki yarattı. Titian ve Veronese ile birlikte Tintoretto, Rönesans döneminde üç büyük Venedik sanatçısından birisiydi. Rönesans döneminde, İtalya’daki sanatçılar, üç boyutlu bir alan yanılsaması yaratmak için yeni bir bakış açısı geliştirdi. Tintoretto, uzun ve geniş perspektifler kullanarak bu tekniği sınırlarına kadar uzattı. Tintoretto’nun tarzı yenilikçi ve etkileyiciydi ve muazzam eserlerine coşkusunu yansıtıyordu. Sanatçı ve eserleri, radikal doğası, gösterişi ve modernliği ile tanınır. Tintoretto, tekniği ve vizyonu kariyeri boyunca gelişen, oldukça bireysel bir ressamdı. Işık ve mekanla ilgili deneyleri, daha sonraki çalışmalarıyla birlikte aydınlık bir vizyoner sanatçı kalitesine ulaşmasına neden oldu. Tintoretto, Rönesans’ın en önemli sanatçılarından biri olarak kabul edilir. Son Akşam Yemeği 1594 – Tintoretto 9 TITIAN 1488/1490 – 1576 Titian, 16. yüzyıl Venedik Okulunun en önemli ressamıydı. Portrelerle dolu, çok yönlü bir ressamdı; manzara arka planları; ve mitolojik ve dini konular resimlerinin başlıca konularıydı. Uzun kariyeri boyunca, Titian birçok farklı resim stili ile denemeler yapmıştır. Son yıllarda tarzını ve tekniğini kökten değiştirdi. Daha sonraki çalışmalarında gevşek fırça ve ince tonlar Batı sanatında emsalsizdir. Renk ve resim yöntemlerini kullanan Titian’ın özellikle fırçanın dokunuşlarına ve hatta bazen parmak uçlarına vurgu yapması, yalnızca geç İtalyan Rönesansının ressamları üzerinde değil, aynı zamanda Batı sanatının gelecek nesillerindeki rüyaları üzerinde de etkili oldu. Titian, çağdaşları tarafından “Küçük Yıldızların Arasındaki Güneş” olarak selamlandı. Bugün sanat eleştirmenleri tarafından tüm zamanların en iyi ressamlarından biri olarak kabul ediliyor. Urbino Venüsü 1538 – Titian 8 ALBRECHT DÜRER 1471 – 1528 Albrecht Dürer parlak bir ressamdı ancak en büyük sanatsal etkisi, baskıcılık çalışmalarıydı. Kariyerine büyük bir atölyenin başkanlığını yapan ve o sırada Alman gravür standartlarını yeniden canlandıran sanatçılar arasında lider olan Michael Wolgemut’un çırağı olarak başladı. Yirmili yaşlarındayken, Dürer yüksek kaliteli gravür baskıları nedeniyle Avrupa çapında itibarını ve etkisini kanıtlamıştı. Baskıcılıkta devrim yaratmaya devam etti, bağımsız bir sanat formu seviyesine yükseltti ve baskı tarihinin en önde gelen isimlerinden biri olarak kabul edildi. Dürer, Raphael ve Da Vinci de dahil olmak üzere, zamanının büyük İtalyan sanatçıları ile iletişim halindeydi. Klasik motifleri Kuzey sanatına sokması, Alman Rönesansına önemli bir katkı yaptı. Albrecht Dürer, Rönesans’ın en büyük Alman sanatçısı olarak kabul edilir. Kendisinden sonraki nesillerdeki sanatçılar üzerinde, özellikle de basımcılıkta derin ve derin bir etki bıraktı. Melankoli I 1514 – Albrecht Durer 7 HIERONYMUS BOSCH 1450 – 1516 Hieronymus Bosch, insanlara anlaşılmaz yenilikçi varlıklar ve alemleri betimleyen ilk sanatçıydı. Bir keresinde, “Yoksul, her zaman başkalarının icatlarını kullanan ve hiçbir şey icat etmeyendir” demiştir. Sanatı, insanlar tarafından bilinmeyen acımasız insanları, hayvanları, canavarları ve fantastik yaratıkları içerdiği için ünlüdür. Bosch’un en beğenilen tabloları, İncil temalı manzaralarda cennetin ve cehennemin detaylı ve sembolik bir tasvirlerinden oluşan tablolarıdır. Bosch’un eserleri, uzun süre pek beğenilmedi ve “bakması korkunçtan daha az hoş” olarak değerlendirildi. Bununla birlikte, bugün Hieronymus Bosch, sanat dünyasının ilk vizyoner dahilerinden biri ve insanlığın arzularını ve en derin korkularını derinlemesine kavrayabilen bir ressam olarak kabul edilir. Dünyevi Zevkler Bahçesi 1515 – Hieronymus Bosch 6 GIOTTO 1267 – 1337 Giotto, Erken Rönesans dönemine giren 14. yüzyılın en önemli İtalyan ressamıydı. Avrupa resminin babası olarak görülen Giotto, Batı sanatını yaklaşık yedi yüzyıl boyunca etkileyerek devrim yapmıştır. Rönesans’ın en büyük ressamlarından ilki olan Giotto, yaygın Bizans tarzı ile belirleyici bir moda başlattı ve bunun yerine “iki yüz yıldan fazla bir süredir ihmal edilmiş olan yaşamdan çizim tekniğini” yeniden başlattı. Giotto’nun resimlerinde, doğaya sadık kalarak insanların jestlerini, yüzlerini, kederi ve sevinçlerini ustaca tasvir ettiği görülür. Scrovegni Şapeli’ndeki fresk döngüsü, Rönesans’ın en büyük başarısı ve Batı sanatının en önemli şaheserlerinden biri olarak kabul edilir. Bazı sanat tarihçileri hiç kimsenin Giotto’dan daha iyi resim yapmadığına ve sadece bir avuç ressamın ona eşit olduğuna inanıyor. Yahuda’nın Öpücüğü 1306 – Giotto 5 SANDRO BOTTICELLI 1445 – 1510 Botticelli, Erken Rönesans’ın belki de en hümanist ressamıydı. Çok çeşitli mitolojik ve dini konuların yanı sıra birkaç portre çizdi. Botticelli, eserleri ile güzellik ve erdemi yakalamayı amaçladı. Bu nitelikleri temsil eden tanrıça Venüs, en çok bilinen eserlerinde görülür. Botticelli’nin sanatı, Rönesans sanatçılarının resimlerinde bulunmayan görsel parlaklığı ve dekoratif kalitesi ile tanınır. Venüs’ün Doğuşu ve Primavera, Rönesans’ın en ünlü resimlerinden ikisidir. Botticelli, zamanının önde gelen sanatçılarından biri haline geldi, ancak ölümünden sonra ünü 19. yüzyılın sonlarına kadar acı çekti. Ancak, o tarihten sonra sanatı yine eleştirmenler ve halk tarafından takdir edilmeye başlandı. Bugün, Erken Rönesans resmini temsil ettiği görülen çalışmaları ile en ünlü Rönesans sanatçılarından biri haline gelmiştir. Venüs’ün Doğuşu 1486 – Sandro Botticelli 4 DONATELLO 1386 – 1466 Donatello, arkadaşı, ünlü mimar Filippo Brunelleschi ile birlikte Roma’ya bir gezi yaptı ve antik Roma kalıntılarını inceledi. Donatello ve Brunelleschi, Rönesans sanatı ve mimarisi üzerinde büyük ve derin bir etki bıraktılar. Donatello, Batı heykelciliğini, yumuşak kavisli çizgilerle ve ifadesiz bir yüzle işaretlenmiş olan yaygın Gotik tarzdan, dramatik ifadeler ve ayrıntılı gerçekçilikle Klasik tarzdan uzaklaştırarak farklı bir yön verdi. Ayrıca sonraki nesil Rönesans sanatçıları üzerinde derin ve büyük bir etkiye sahip olacak sanatsal tekniklerin öncülüğünü yaptı. Donatello, Rönesans’ın ilk heykeltıraşçısıydı ve Tunç David ve Atlılar Gattamelata heykeli dahil dünyanın en ünlü heykellerinden bazılarını yarattı. David 1440 – Donatello 3 RAPHAEL 1483 – 1520 Yüksek Rönesans, İtalyan Rönesansında görsel sanatların zirvesini ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Raffaello Sanzio da Urbino, Leonardo da Vinci ve Michelangelo ile birlikte, Yüksek Rönesans’ın büyük ustalarının üçlüsünden birisidir. Raphael, Rönesans döneminde belki de en popüler ressamdı ve 19. yüzyılın sonlarına kadar eserleri, diğer sanatçılardan daha fazla saygı gördü ve tarihi resim için en iyi model olarak kabul edildi. Michelangelo’nun ve Leonardo’nun şöhreti o zamandan bu yana onu aşmış olsa da, Raphael hala tarihin en büyük sanatçıları arasında sayılıyor. O, herkesten daha çok, resimlerini hayata geçiren, gerçekçi bir şekilde duyguları betimleyen bir ustaydı. Sanatı, formun netliği, kompozisyon kolaylığı ve görsel parlaklığı ile dünya çapında takdir görüyor. Başyapıtlarından Atina Okulu da dahil olmak üzere resimlerinin birçoğu Rönesans sanatının temel taşları olarak kabul edilir. Atina Okulu 1511 – Raphael 2 MICHELANGELO 1475 – 1564 Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni, resim, mimarlık, şiir ve mühendislik dahil olmak üzere çeşitli alanlarda mükemmel bir “Rönesans adamı” veya “Evrensel Genius” idi. Ancak, her şeyden önce, tüm zamanların en büyük heykeltıraşı olarak kabul edilir. Ömrü boyunca, Michelangelo’ya sık sık Il Divino “ilahi olan” denirdi. Ölümünden sonra, müteakip sanatçılar Batı sanatında bir sonraki büyük hareket olan Mannerism ile sonuçlanan ateşli, çok kişisel tarzını taklit etmeye çalıştı. Michelangelo, belki de resim, heykel ve mimarlıkta eserleri batıda sanatın gelişiminde benzersiz bir etkiye sahip olan batı sanatı tarihindeki en etkili figürdür. David heykeli batıdaki en ünlü heykel; Sistine Şapeli’nin tavanındaki freskleri ve sunak duvarındaki Son Yargılama onu en büyük ressamlar arasına sokar; Peter Bazilikası ise Rönesans mimarisinin en ünlü eseridir. Bilinmesi Gereken 21 Tablo ve Hikayesi David 1504 – Michelangelo 1 LEONARDO DA VINCI 1452 – 1519 Leonardo da Vinci, bir ressam, matematikçi, mühendis, mimar, botanikçi, heykeltıraş ve anatomist olan en büyük Universal Genius olarak nitelendirilen ideal Rönesans adamıydı. Anatomi, ışık, botanik ve jeoloji konusundaki detaylı bilgisi, tarihin en ünlü şaheserlerini yaratmasında ona yardımcı oldu. Da Vinci, resimleri diğerlerinden daha canlı göründüğünden dolayı ince ifadeleri ile tanınır; Sfumato olarak bilinen tekniklere öncülük etmesi, ışıktan gölgeye pürüzsüz geçiş; ve chiaroscuro, üç boyutlu bir etki elde etmek için aydınlık ve karanlık arasındaki güçlü kontrastların kullanılması. Da Vinci, dünyanın en ünlü tablosu olan Mona Lisa’yı yaptı. Diğer ünlü eserleri arasında en çok üretilen dini tablo olan Last Supper ve en çok kopyalanan sanatsal görüntülerden biri olan Vitruvius Adamı vardır. Leonardo da Vinci, şüphesiz Rönesans’ın en ünlü sanatçısıdır. Mona Lisa 1517 – Leonardo da Vinci Modern anlamda tiyatrodan önce Türk kültüründe yoğun bir şekilde geleneksel oyunlar olarak adlandırdığımız “Karagöz, Orta Oyunu ve Meddah” tiyatroları yer almaktaydı. Ancak Batı’ya kapımızı açtığımız ortalarından sonra edebiyatımızda modern tiyatronun ilk çalışmaları da başlar. Geleneksel oyunların yanında modern çalışmaların yer aldığı “Tanzimat Dönemi’nde Tiyatro” aslında yabancı ve yerli özellikleri iç içe Dönemi TiyatrosuBatı edebiyatlarından etkilenen sanatçılarımız birçok tür gibi tiyatronun da ülkemize gelmesini sağlamıştır. Ancak oyunların sergilenmesinin pahalı olması, ciddi bir hazırlık gerektirmesi ve sahne ihtiyaçlarından dolayı bu dönemde tiyatronun gelişmesi hızlı olmamıştır. Bu nedenle bu sanat dalının gelişmesi sanatçıların kişisel çabaları ve fedakarlıkları neticesinde Döneminde tiyatro alanında atılan ilk adımlar Batı edebiyatlarında yer alan oyunların birebir Türkçeye çevrilmesi ya da bizim kültürümüze uyarlanmasıyla olmuştur. Bu dönemde başta Ahmet Vefik Paşa olmak üzere sanatçılar özellikle Fransız yazar Molière’den yaptıkları çevirilerle bu alanda önemli adımlar atmışlardır. Yine Ahmet Vefik Paşa, Bursa valisi iken burada ilk tiyatro binasını yaptırmış, oyuncu kadrosu oluşturmuş ve yapmış olduğu çevirileri burada Edebiyatı’nda yazılan ilk Türk tiyatro eseri, Şinasi tarafından 1860 yılında yazılan “Şair Evlenmesi” adlı oyundur. Tercüman-ı Ahvâl gazetesinde tek perde olarak yazılan bu oyunun sahnelenmesi ise ancak yıllar sonra gerçekleşebilmiştir. Töresel evlenmeyi konu olarak işleyen oyun modern tiyatronun edebiyatımızdaki ilk yerli örneği olmasına rağmen geleneksel tiyatrodan da güçlü izler Dönemi Edebiyatı’nın en güçlü isimlerinden olan ve birçok türde eser vermiş olan Namık Kemal, tiyatroyla da yakından ilgilenmiştir. Namık Kemal’in ilk tiyatrosu olan ve Türk edebiyatında sahnelenen ilk tiyatro özelliği de taşıyan “Vatan Yahut Silistre”, dört perdelik bir oyun olarak 1872 yılında yazılmıştır. Memleketin savunulması üzerine kurulan oyun vatanseverlik ve kahramanlık gibi duyguları ön plana çıkarmıştır. İstanbul’da sahnelendikten sonra “Vatan” tezahüratlarıyla oyundan çıkan seyircilerin atmış oldukları sloganlar nedeniyle Namık Kemal sürgüne Dönemi’nde tiyatro oyunları 1859 yılında yapılmış olan Gedikpaşa Tiyatro’sunda sergilenmiştir. Daha çok Güllü Agop isminde birinin çalışmalarıyla ayakta duran tiyatro uzun bir süre İstanbul halkına hizmet etmiştir. Türk tiyatrosunun geliştirilmesinde bu tiyatronun oldukça büyük katkısı Dönemi Tiyatro Eserleri ve YazarlarıBu dönemde eser vermiş sanatçılar ve eserleri şu şekildedirİbrahim Şinasi Şair EvlenmesiNamık Kemal Vatan Yahut Silistre 1873, Akif Bey 1874, Celalettin Harzemşah 1876, Gülnihal 1875, Zavallı Çocuk 1874, Kara Bela 1908.Ahmet Mithat Efendi Eyvah 1873, Açık Baş 1879, Çengi yahud Daniş Çelebi 1884, Ahz’ı Sar yahud Avrupa’nın Eski Medeniyeti 1874, Hükm-i Dil 1875, Fürs-i Kadimde bir Facia yahud Siyavuş 1885, Çerkez Özdenleri 1884.Ahmet Vefik Paşa Zor Nikah 1869, Zoraki Tabib 1969, Meraki, Azarya, Tabib-i Aşk, Dekbazlık, Yorgaki Mahmut Ekrem Afife Anjelik 1870, Atala 1873, Vuslat 1874, Çok Bilen Çok Yanılır1875.Abdülhak Hamit Tarhan Eşber 1880, İlhan 1913, Turhan 1916 ve Hakan 1935, Nesteren 1876, Liberte 1913İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR ⇒ Ders Konuları ⇒ Edebiyat Ders Notları ⇒ Tanzimat Dönemi Edebiyatı

16 yüzyılda tiyatro alanında eser veren yazarlar