HZ. İSA (AS) ALLAH’IN OĞLU DEĞİLDİR, ALLAH’IN PEYGAMBERİDİR. www.evrimteorisi.info. Dünyanın en büyük iki İlahi dini olan İslam ve Hıristiyanlığın pek çok inançları ortaktır. Hıristiyanlar da biz Müslümanlar gibi Allah'ın mutlak varlığına, ezeli ve ebedi olduğuna, tüm kainatı yoktan yarattığına ve tüm Discovershort videos related to hatasını bilmeyen insanlar on TikTok. Suggested accounts. selenagomez. Selena Gomez. 41.2M. followers • 129 videos. badbunny. Bad Kulu, Allah yürütür. Rızkı, Allah verir. Müslüman, yaşadığı her imtihanla beraber îmânını, teslîmiyetini, şevkini pekiştirir. Hayrın da şerrin de vazife yaptığı; tanıyamamış olanların tanıması, görmemiş olanların görmeye başlaması ve kemâle erip olgunlaşması gereken öğrenme yerine, “hayat mektebi” denir. İslam, Allah’a iman eden, itaat eden, peygambere uyan, Kur’an-a uyan, ahirete inanıp hazırlık yapan, inandığı dini temsil eden ve tebliğ eden, Kur’an ahlakı ile ahlaklanan, Müslüman olarak olumlu ve onurlu bir şekilde yaşayan ve Müslüman olarak ölüp, Müslüman olarak Allah’a kavuşan Müslüman tipi ister. Çünkü böyle olursa ancak insan, Allah’ın dostlarından hatasınıkabul etmekte olup bu kabulü yazılı imzalı beyanı ile de belgelendirilmiştir. Öte yandan müşterimiz durumu fark ettiği anda fazladan satışa gönderdiği ve satışı gerçekleşen miktarı geri alabilmek için tavan fiyat olan 21,24'ten alış emri göndermiş ve işlem eşleşme fiyatı olan 20,05'ten gerçekleşmiştir. wF342x. Yazar Aile olgusunun kendisine, tüm farklı ilişkilerin çok eşlilik, çekirdek aile, boşanmış çiftler diğeri tarafından olumsuzlanmasına, etiğe dayalı doğruculuğa ve en temelde de hata kabul etmeyen otoriteye -babaya / erkeğe- dair en keskin eleştirilerini sunan Force Majeure, ekseriyetle şunu haykırıyor Önce kendini tanı! İnsanları sıradan ve olağanüstü olmak üzere ikiye ayıran, kendini dâhi olarak gören ve içinde bir deha barındırdığı tezine dayanarak gayeleri uğruna cinayet işleyenlerin suçlu sayılmayacağını düşünen Raskolnikov’un, aslında bir dâhi olmadığını öğrenmesi ile yaşadığı yıkıma çoğumuz şahit olmuşuzdur. İşlediği suçu meşru kılmak adına yarattığı tüm sebeplere karşın günahının farkına varmış ve bunun gazabını çekmiştir. Dostoyevski’nin, karakterini oluştururken onu başta aklıyla, daha sonra duyguları ile hareket ettirmesinin de akıl-duygu diyalektiği ile yakından ilgisi var; çünkü insanı bir bütün olarak ele almıştır. Peki, Raskolnikov’un bu bütünlüğü tanıma -kendini bulma- seyri neden akıldan duyguya doğru bir rota izlemiştir? Sanırım bu sorunun cevabını George Lukacs’ın Dostoyevski hakkındaki incelemesine başladığı Robert Browning alıntısı olan “ruhumu sınayacağım” ibaresinde aramak en doğru izlek olacaktır. Ruhu sınamayı kendini tanıma olarak yorumlayabilir ve bu ilk karşılaşmanın “ben”den insana doğru ilerlediğini söyleyebiliriz; çünkü insanı salt düşünen bir varlık olarak ele alırsak ve duygulanan özelliğini geri plana itersek elde kalana insan değil, “ben” denir. İlişkilerin seyri de bu yöndedir “Ben”in iktidarlığından duygusal fırtınalar nedeni ile kendini tanımaya uzanır. Ruben Östlund’un Force Majeure / Turist filmini izlediğim ilk andan itibaren aklımın bir köşesinde Raskolnikov’un kendini tanıma seyri ve ruhun sınanması olgusu var. Çünkü film boyunca, Fransız Alpleri’ne kayak tatiline giden ve konformist yaşamın tüm devinimlerine sahip bir çekirdek ailenin kendilerini ve ilişkilerini tanıma seyirlerine anbean tanıklık ediyoruz; ve bu tanıklık, içinde birden çok yüzleşmeyi barındırıyor. Gnothi Seauton Kendini Tanı Kendilerinden hiçbir şüphe duymayan insanlar, birbirleri ve başkalarının ilişkileri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan yorum yapmaktan büyük haz duyarlar; çünkü onlar için kendilerini var etmenin en başat öğesi, insanı tanımaktır. Fakat unuttukları şey, başlıkta da belirtmiş olduğum ve Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde altın harflerle yazılmış olan sözle birbirlerini gerçekten tanıyabilecekleridir Gnothi seauton Kendini tanı. Bir insanın düşünce ve duygularının, başka bir kişinin düşünce ve duyguları ile aynı olabileceği durumunu algılaması için, içinde bulunduğu şartlar anında neyi, niçin yaptığını düşünmesi yeterli olacaktır. Burada mevzu bahis olan korku gibi herkesçe aynı olan duygulardır, korku duyulan nesnelerin farklılığı değil. İşte Östlund’un Force Majeure / Turist filmi de tam olarak bu bahsettiklerim üzerine anlatısını kuruyor Korkunun ne zaman ve hangi durumlarda ortaya çıkacağını göz ardı eden anne ve babanın, koruyucu ebeveyn rollerini terk edemeyecekleri etik kuralı ile karşılaşmaları ve çevrelerindeki kişilerin kendi problemleri hakkında ne düşündükleri ile ilgilenerek aslında onların görüşlerinden ziyade ilişkideki otoritelerine / kendi doğrularına destekçi aramaları… Anne ve babanın düşünce ve duygu benzeşmesini korkuları temelinde ele almamın nedeni; korkulan nesne farklı olsa da filmdeki kırılma noktasının yaşandığı babanın korkusunun ortaya çıktığı an ve filmin sonunda annenin korkusunun ortaya çıktığı anda aynı reaksiyonda bulunmuş olmaları Koruyucu ebeveyn rollerini unutmaları. Diğer olanın, içinde bulunduğu durumlar hakkında kendi mantık ve düşünceleri çerçevesinde fikir beyan eden destekçilerin, -nasıl da hepimiz insanı tanıyoruz şovları- kendi ilişkileri mevzu bahis olduğunda benzer problemlere takılıp kaldıklarına da kan dondurucu bir tebessüm ile şahit oluruz. Kan dondurucu tebessüm diyorum; çünkü perdede izlenen durum karşısında atılan her kahkaha sonrası “neden gülüyorum?” diyerek kendimize kızabiliyoruz. Perde ile seyirci arasındaki mesafe, perdedekinin ben olduğu düşüncesini bertaraf edemiyor. Seyirci kendinden şüphe duymaktan vazgeçtikçe perdede kendinden şüphe duymayan insanı anlamanın mümkün olmadığı gerçeğine ulaşıyor; ki tebessümün nedeni de bu. Fakat normal hayatında çoğu kez tıpkı perdedeki gibi kendinden şüphe duymadığının bilincine eriştikçe de kendine kızıyor. Östlund’un filmde ulaştığı başarı da seyircide bu rahatsız ediciliği en yalın şekilde oluşturabilmesi. Devam edelim; Mecelle’nin ilk 99 genel hukuk maddesinden biri de “Mâni zail olunca memnu avdet eder”dir. Yani var olan bir engel nedeni ile uygulanmayan bir hüküm, engel ortadan kalkınca yürürlüğe girer. Hukuk terminolojisine göre tam karşılığı bu olsa da, halk arasında “yapmış olduğu bir eylemin hata olduğunu anlayan birinin, bu eylemi devam ettirmemesi gerekir” anlamı ile kullanıldığını da görürüz. Filmdeki zıt iki kutuptan biri olan babanın yaptığı hata ve hata sonrası takındığı tutum ile, annenin hata ve pişmanlığı yaşayan babaya karşı takındığı tutumun aynılığını en iyi bu cümle ile izah edebiliriz. İkisi de yaptıklarının yanlış olduğunun bilincine varıyor ama bu yanlışı kabullenmenin mümkün olmadığı da ortada. Çünkü yukarıda da bahsettiğim gibi ilişkilerin seyri “ben”in iktidarlığından kendini tanımaya doğru seyreder. Baba açlığın verdiği çaresizlikle tüm gücü ile çevresine saldıran aç bir kurt gibi ilişkideki iktidarının zedeleneceği korkusu ile en büyük dayanağı yalana / kabullenmemeye sarılmışken, anne hata karşısında kuşanılan insanın en büyük günahı olan kibri, pişmanlık karşısında da sürdürerek iktidarı sallanan bireyin tek sarıldığı gerçekliğe yönelir. Burada bir duraksadık değil mi? Çünkü yüzleşme şimdi başlıyor. Ne demiştik yukarıda? Kendinden şüphe duymayan insanı anlamak mümkün değil, evet; kişi en kötü olandan nasıl bir farkı olduğunu hissediyor ki şüpheye mahal vermiyor? Babanın ilk andan itibaren hatasını kabul etmeyip haklı olduğunu düşünmesi, Raskolnikov’un kendini dâhi sanmasından farklı değil. Aynı şekilde annenin, babanın korkusu karşısında hiç şüpheye mahal vermeyip olayın ilk anından itibaren pasif-agresiflik sergilemesi de pişmanlığı göz ardı etmesi babanın hatasını kabul etmemesi kadar şiddet içeriyor. Bu noktada Suç ve Ceza romanına geri dönerek kitaptaki o kadim soruyu hatırlayalım o zaman Acıyı üstlenmekle, suçu yarı yarıya temizlemiş olmuyor muyuz? Ruhu Sınama, Yıkım Yönetmenin film boyunca tatil yerindeki çeşitli nesnelerin tekrar eden hareketliliğini göstermesi ve bu tekrar eden nesne hareketliliği karşısında insan ruh hallerinin değişimini buna paralel olarak anlatması hikâyenin bir diğer güzelliği. Sonuçta duyguların da aynı hareketini sürekli devam ettiren nesneler gibi sabit kalmasını bekleyebilir miyiz? Hayır. Peki, hareketsiz olan bir nesnenin başka bir şeyin dürtmesi olmadan harekete geçmeyeceğini söyleyebilir miyiz? Evet. Son söylediğim duygular için de geçerlidir. Her ne kadar hareket halindeki nesnelerin hareket eksenleri boyunca sabit kalmasını duygular ile bir tutamıyorsak; hareketsiz haldeki nesnelerin harekete geçmesi için gerekli olan dürtmenin duygular için de bir o kadar geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Herhangi bir film, kitap ve deneyim sonrası, önceki ve sonraki “ben”in -ben ekseninde duyguların- değişmesinin nedeni de budur. Az önce hatalardan ve pişmanlıklardan söz etmiştim; tekrar birbirine eklemli bu iki en doğal olguya geri dönelim. Kimsenin bir denek rolünü üstlenmeyeceğinin peşin kabulü ile, beraber büyümenin bir dizi hata ve pişmanlıkları yaşamayı gerektirdiğini neden unutuyoruz? “Öğrenmenin yaşı yoktur” gibi kimilerine pek klişe gelebilecek ama gerçekliğini ve gerekliliğini asla yitirmeyecek bir cümleye sırtımı dayayarak, kendimiz ile ilgili birçok şeyi, birlikte olduğumuz birileri ile yaşadıklarımızın sonucu öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü sahip olduğumuz tüm düşünce ve duygulanımı değiştirecek etmen, kendimizi fark etmemizi sağlayan birlikte olduğumuz ya da beraber büyüdüğümüz kişilerdir. İlişkilerin karşılıklı etkileşim ve değişim içermediğini kim söyleyebilir ki? Peki, karşıdakinin etkinliği ile kendini fark etme cesaretini gösteren insan, bu yüzleşmeyi kaldırabilir mi? Hayır. Çünkü yıkım bu anda başlar. Babanın duygu fırtınası yaşaması için annenin tek bir dokunuşu yetiyor ve o andan sonra baba “ben”den insana doğru seyrini tamamlıyor. Fakat bu seyir bir kurtuluş olmadan önce sürekli kaybediş halidir. Akıl ya da duygu, hangi taraf baskın olursa olsun, baba hep kaybedecektir. Çünkü bu seyir takip edilmesi en zor düzlüktür Ruhun sınanması. Raskolnikov nasıl kendini mutlak haklılık içinde görmesine rağmen günahkâr olduğunu fark ettiyse, baba da aynı şekilde günahı ile yüzleşmiş ve bunu kabul etmiştir. Bu ruhsal acı da onların en büyük kefaretidir. O zaman tekrar soralım Acıyı üstlenmekle, suçu yarı yarıya temizlemiş olmuyor muyuz? Aile olgusunun kendisine, tüm farklı ilişkilerin çok eşlilik, çekirdek aile, boşanmış çiftler diğeri tarafından olumsuzlanmasına, etiğe dayalı doğruculuğa ve en temelde de hata kabul etmeyen otoriteye -babaya / erkeğe- dair en keskin eleştirilerini sunan Force Majeure, ekseriyetle şunu haykırıyor Önce kendini tanı! Kaynaklar 1 Dostoyevski, Fyodor Mihayloviç, Suç ve Ceza, Bordo Siyah Yayınları, 2013 2 Hobbes, Thomas, Leviathan, YKY, 2007 Kimya Mühendisliği mezunu. İnovasyon, Girişimcilik ve Yönetim bölümünde başladığı yüksek lisans eğitimini bırakarak Marmara Üniversitesi’nde sinema yüksek lisansına başladı. Çeşitli film festivallerinde görev almasının yanı sıra İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali’nin yürütmesini yaptı. Cineritüel sitesinin kurucusu ve yazarı. 13. Filmekimi, 2010's, Aile, Dostoyevski, Eleştiri, Force Majeure, Gerilim, İlişkiler, Raskolnikov, Suç ve Ceza, Teksin Begeç, Turist Halvetiyiz biz erenler Nişansızlık nişanımız Soyumuz İbrâhim soyu Muhammed pirimiz bizim Ey aşıklar ey garipler Bu diyar hangi diyar Kerbeladir gam yüklüdür Kan gölüdür bu diyar Cemal yolu bulunur Allahı zikretmekle Resulullah bilinir Daim tevhit etmekle Aşık olan söz eylemez Aslına yalan söylemez Söz veripte geri dönmez Muhammede bak ibret al Söyledin özünde ara kendini Özünde gizlidir senin Muhammed Sözünde anlattın bize tevhidi Özünde gizlidir senin Muhammed Açılınca güller dalda Bülbüller ötüyor onda Hasan Hüseyinim gonca Kokulmuyor Muhammedsiz Cemalini seyredince Resulullah kim bilince Ehlibeyit söylenince Yanıyorum cemaline Güzel aşık cevrimizi Çekemezsin demedim mi Bu bir rıza lokmasıdır Yiyemezsin demedim mi Gel aşıklar gel arifler Gel Muhammedi bulalım Ey dost yolunda sadıklar Gel Muhammedi bulalım Previous Next Rüyada Cami Yıkılması Ne Demek Görmek Rüyada cami yıkılması ne demek görmek maddi ve manevi olarak zarara uğrayacağına, sevgi, çözümü zor olan sıkıntılarla yüz yüze gelineceğine, yakasının beladan ve dertten kurtulmayacağına, endişe ettiği konuların gitgide daha iyi bir hal alacağına, yapılan işte çok iyi bir kişi ile tanışılacağına, sofrasının hiçbir zaman aşsız kalmayacağına, tabir olur. Ayrıca rüyada cami yıkılması ne demek görmek bir arsa veya kirada olan evini satarak borçlarını ödeyip, kariyerinde atılım yapacağına, maddi ve manevi açıdan çok zor bir duruma düşüleceğine ve tartışmalı bir toplantıdan zararla çıkılacağına, maddi ve manevi olarak çok daha güçlü bir kişi olacağına, kazancının ve sağlığının ömür boyu süreceğine, sağlığını geri kazanacağına, yorumlanır. sevdiği kimseden hayır göreceğine tabir edilir. zenginlik elde edeceğine delalet eder. düştüğü kötü durumlardan yardım ettiği insanlardan alacağı hayır duaları sayesinde kurtulacağına alamet eder. kendini dünya yaşantısına fazlaca kaptıracağına ve günah işlemekten çekinmeyeceğine yorulur. Dini olarak rüyada cami yıkılması ne demek görmek tabiri Dini olarak rüyada cami yıkılması ne demek görmek problemlerinin de çözümlerine kavuşacağına, bir sebeple rüya sahibinin, sevdiği kişiler ile birlikte bir seyahate çıkacağına, yakın bir akrabadan kötü bir haber alınacağına, alkış alacağına, tüm olumsuz elektriğinden arınacağına, o işin tüm risklerini göze alacağına, rüya sahibinin kazancının artacağına, delalet eder. Psikolojik olarak rüyada cami yıkılması ne demek görmek yorumu Psikolojik olarak rüyada cami yıkılması ne demek görmek gayrimenkul sektörüne adım atılacağına, allah’ın sevgili kullarından olduğuna, kariyerinin de zirvesine yükseleceğine, çok kötü bir duruma düşmekten ve büyük bir sıkıntı yaşamaktan kurtulacağına, neşenin ve mutluluğun geleceğine, ümitlerinin son bulacağına, insanlar tarafından çok sevilen ve herkesin tanıdığı bir marka olacağına, KONULARDA RÜYA TABİRLERİ ESERLERİMİZ  SON EKLENENLER GÜNÜN AYETİ İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.KIYÂMET - 36 ÖZLÜ SÖZLER Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir. Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun? Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır. Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. Hz. Ali Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur. Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir. En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır. Alem-i Berzah insanın kendisidir. Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır. Mutaşabih ayetler ledünidir. Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir. Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz. Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir. Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez. Her zorluğun çözümü sevgidir. Allah var gayrı yok sevgi var dert yok. Allah de ötesini bırak. Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız. Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur. Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır. Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.Mevlana Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar. Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum" Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır. Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara. Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır. Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin. İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir. Kalıcı dostluklar edinin. İhvan gibi yaşa, gerisine karışma. Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır. İslam dini istişare esaslıdır. Allah için affet, Allah için paylaş. İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın. Kul, iradesini Allah’a teslim edendir. Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun. "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok. Ben merkezli değil, biz merkezli olun. Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır. Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın. Kullukta devamlılık esastır. Önce emin insan olmalıyız. Derviş, halinden belli olmalıdır. Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir. Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır. İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur. Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir. Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır. İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır. Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz. Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir. Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak. Bu âleme kavga için gelmedik. Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır. İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır. Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır. Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır. Kazası olmayan tek şey hayatımızdır. Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır. Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur. Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir. En güzel keramet istikamet üzere olmaktır. Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım. Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz. İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir. Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır. Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır. Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır. Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır. Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır. Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır. Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır. Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir., Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir. Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz. Hakkı görmeyen gözler amadır. Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz. Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz. Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur. Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir. İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir. İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür. Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz. Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin. Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır. Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız. Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız. Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz. Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir. Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır. Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır. Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur. Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz. Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür. İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır. İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir. İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır. Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır. Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır. İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır. Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır. Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir. İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır. Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur. Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin. Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız. Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın. Kişi tercihinin neticesini yaşar. İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır. İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır. Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak. Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz. Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir. Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez. Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır. Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır. Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir. Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir. Sevginin tezahürü ibadettir. Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız. Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur. Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir. Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir. İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır. İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır. Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir. Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz. İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır. Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez. Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz. Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur. Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir. Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir. Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur. Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir. Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır. İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır. Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır. Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır. Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez. Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik. Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür. Geceleri ve seher vakti çok özeldir. Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir. Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır. Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür. Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız. Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır. Biz eyvallah tacını, sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız. Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur. Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim. Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım. Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır. İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir. Edep ve âdap dışında nefes almayalım. Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız. Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir. Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir. Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar. "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım. Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir. Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır. Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur. Büyük laf etmemeye sahibi olalım. Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir. Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir. Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır. Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim. Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir. Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir. Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz. Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır. Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur. Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır. Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır. Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir. Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır.. Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır. Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz. Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur. Hedefi olmayanın istikameti de olmaz. İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek. İhvanlık, halde örnek olmaktır. Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz. Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz. İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız. Kıyas, şeytani sıfatlardandır. Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz. Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz. Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir. Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız. Anlayan ve öğrenen olmalıyız. Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız. Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir. Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir. Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır. Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir. İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir. Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır. Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir. İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır. Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım. İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır. Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir. Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız. İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir. Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur. Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız. Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız. Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz. Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım. Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar. Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır. Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz. Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz. Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir. Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir. Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun. Gayret, kulluğun esasıdır. Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir. Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir. Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım. Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır. Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz. İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur. Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun. Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır. Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır. Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir. Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır. İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur. Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin. Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur. Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız. Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır. Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder. Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır. Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır. Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır. İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir. Her şeye rağmen seveceğiz Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır. Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız. Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız. Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir. Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz. Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir. Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister. Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz. Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır. Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır. Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir. Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır. İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir. Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz. Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez. Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir. Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir. Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır. Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım. Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır. İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır. İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir. Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek. İnancı olmayanın istikameti olmaz. İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır. Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz. Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir. Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur. Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız. İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur. “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur. Hedefi olmayanın istikameti de olmaz. İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır. NAMAZ VAKİTLERİ zamanla hataları azalacaktır. türk olması ihtimali çok ama çok düşüktür. affetmek gerekir. anlaşılabilir bir insandır. herkes hata yapar ama kolay kolay kimse kabullenmez hatasını. kabullenen birisi ile hayat güzel bir şekilde yaşanılır. ezik diye nitelendirilir bizim ülkede. ama doğru adamdır aslında. aşmıştır. soyları tükenmekte olan insanlardır, onlara sahip çıkmak gerekiyor. lütfen. benim o, kabul etmekle kalmam özür de dilerim, gönül de alırım... ey tarafgirler!.. o putlaştırdığınız "şeyhleriniz", yanıldıkları mevzuları bir bir itiraf etmek şöyle dursun yanılabileceklerine ihtimal bile veriyorlar mı sanki?öyleyse ahlâk vaazları verip dururken istikametini şaşırmış bir başka türlü ahlâksız değilseler nedir?- spoiler -"insan zihninin bir özelliği vardır bakış açımıza uymayan, fikirlerimizi çürüten, yanıldığımızı gösteren gerçeklerle karşılaştığımızda; 'ah, ne büyük hata yapmışım, ne cahilmişim, görüşümü değiştiriyorum' demeyiz! doğru okudunuz, de-me-yiz!ömrümüz boyunca öğrendiğimiz, içimize yer etmiş bilgilere ters düşen gerçekleri unuturuz. hatta bize aykırı gelen gerçeklerin çoğu zaman farkına bile varmayız. zihnimiz, hayat felsefemize uymayan bilgileri 'filtre' buna 'my side bias' derler. 'bendensin tarafgirliği' desek uyar mı acaba?"- spoiler - spoiler -tarafgir zanneder ki evliyanın veya büyük zât addettiklerinin istisnasız her dediği tıpkı ayetler gibi su götürmez mutlak hakikatlerdir... hatta hata ettikleri nice meseleleri ilmen ispatlayan "evliya olmayan zavallılar"a güya çok bilmiş ve küçümseyici bir sırıtışla çıkışmadan duramazlar;"sen kimsin!"- spoiler -bkz 104616303- spoiler -"biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım, benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. hattâ başıma vursanız, allah razı olsun diyeceğim. hakkın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. nefs-i emmârenin enâniyeti hesabına hakkın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ederim."- spoiler -bkz 108139275- spoiler -elbette o kısım ehl-i şuhud dahi, asfiya makamına çıktıkları zaman, kitap ve sünnetin irşadıyla yanlışlarını anlarlar, tashih ederler, hem spoiler -bkz 100509271- spoiler -"sen, ey riyakâr nefsim! “dine hizmet ettim” diye gururlanma. “muhakkak ki allah, bu dini fâcir adamla da teyid ve takviye eder.” sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin."- spoiler -bkz 100847169"ben bunu yapmıyorum demiyorum, kesinlikle bunu yapıyorum..."bkz dünyayı bu insanlar kurtaracaktır. hatayı görüp kabul etmek, karşıdaki insana bu samimiyeti yaşatmak iç ve dış saygıyı gerçekten artırıyor ancak egoya yenilip hatayı gizlemek, karşı tarafı hatayı aramaya sürdürmek insanları çok yoruyor zihinleri çok yoruyor. ki buna düşmemek gerekir. rahat olun ya hatanızı görün, kabul edin. karşıdaki insan kötü birisi değilse ve hatanızı kullanacak birisi değilse hatanızı kabul edin. zamanında kötü insanlara sabrettiyseniz şayet biraz vicdan yapın ve iyi insanların karşısında hatanızı kabul edin. egonuzu alt edin. dünyayı güzelleştirin. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın. Sual Suizannın dindeki yeri nedir? CEVAP Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birinde bir kalem görünce, acaba bu kalemi çalmış olabilir mi diye sadece düşünmek suizan olmaz. Ama çalmış olabilir diye zannetmek suizan olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez. [Buhari, Müslim] Zan ile, başkasının kötü olduğunu kabul eden, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helâkine sebep olur. İhya Müslümanın bir işinde veya sözünde birçok küfür alameti ile bir iman alameti bulunsa, hüsnü zan edip buna kâfir dememelidir. Ama küfrü açıksa kâfir olur, tevil fayda vermez. Bezzâziyye Bir menkıbe Bir âlim talebelerine Şafii mezhebinde alametlere bakarak kesin karar verilmez. Mesela bir köpeğin burnunda yoğurt bulaşığı varken evden çıktığı görülse, eve girince yoğurt çanağında köpeğin burnu kadar iz görülse, kesin olarak bu yoğurdu köpek yedi denemez der. Talebenin biri, içinden Bu kadarı olmaz diye hocasına itiraz eder. Hocası, o gence, bir koyun kesip getirmesini söyler. O da koyunu keser. O arada sıkışır, evin kenarındaki ormanlığa kolları sıvalı ve kanlı bıçakla gidip hacetini def eder. Zaptiyeler, yeni öldürülmüş bir adamın katilini ararken bunun eli kanlı bıçakla ormana kaçtığını görürler. Hemen bunu yakalayıp getirirler. O gece karakolda kalır. Sabah mahkemeye çıkınca, hakim, Bu genç, eli kanlı bıçakla kaçarken görülmüşse de, Şafii’de alametlere bakarak kesin hüküm verilmez. Bu genci serbest bırakın diye karar verir. Genç, hocasına yaptığı suizannın cezasını çektiğini anlar. Bir hikaye Dağ evinde, kocası yeni ölmüş tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Evcil bir hayvan haline gelir. Bir süre sonra kadının çocuğu doğar. Gelincik zarar vermesin diye çok dikkat eder. Bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve koşarak gelir. Gelinciği kanlı ağzındaki kanları yalarken görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır, hemen öldürür. O sırada içerden bebeğin ağlaması duyulur. Anne odaya girer. Odada beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür. Suizannını gerçek gibi başkasına söylemek de, yani söz taşımak da daha kötüdür. Müslümana suizan etmemeli Sual Bu insan iyi biri değil ondan uzak durun denildiğinde hüsnü zan edilmesi lazımdır, suizan etmemeli deniliyor. Doğru mu? CEVAP Çok yanlış. Kötü kimseye hüsnü zan edilmez. İçki içene veya başka günahı işleyene suizan edilmez mi? Suizan etmemeli demek de yanlış. Tam İlmihal’de diyor ki Kimseye suizan etmemeli sözü yanlıştır. Bunun doğrusu Müslümana suizan etmemelidir. Yani, Müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, imanı olduğunu anlamalı, dinden çıktı dememelidir. Fakat bir kimse, dini yıkmaya, gençleri kâfir yapmaya uğraşır veya haramlardan birinin iyi olduğunu söyleyerek bunun yayılması, herkesin yapması için uğraşırsa, yahut Allahü teâlânın emirlerinden birinin gericilik, zararlı olduğunu söylerse, buna kâfir denir. Müslüman olduğunu söyler, namaz kılar, hacca gitse de buna, Zındık denir. Müslümanları aldatan böyle iki yüzlüleri Müslüman sanmak, ahmaklık olur. Günahının affolunmayacağını zannetmek Sual Günahının affolunmayacağını zannetmek yanlış değil mi? CEVAP Elbette yanlış. Allahü teâlâya da suizan etmemelidir. Günahının affolunmayacağını zannetmek, Ona suizan olur. Şartlarına uygun tevbe yapılınca, her türlü günahı muhakkak affeder. Dilerse, ahirette küfürden başka günahları tevbesiz de affeder. Kabul edeceğini ümit ederek tevbe edeni affeder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Allahü teâlâya hüsnü zan ediniz! [Müslim] Allahü teâlâya hüsnü zan etmek, ibadettir. [Ebu Davud] Allah’a yemin ederim ki, Allahü teâlâ kendisine hüsnü zan ederek yapılan duayı, elbette kabul eder. [Berika] Kıyamet günü, Allahü teâlâ bir kulunun Cehenneme atılmasını emreder. Cehenneme götürülürken arkasına dönerek, "Ya Rabbi! Dünyada sana hep hüsnü zan ettim" deyince, "Onu Cehenneme götürmeyiniz! Kulumu bana olan zannı gibi karşılarım" buyurur. [Beyheki] Peygamber efendimiz, ölüm halindeki bir gence sorar - Kendini nasıl buluyorsun? - Günahlarımdan korkuyor; fakat Allah’tan ümit kesmiyorum. - Bu korku ile ümit, şu ölüm anında kimde bulunursa, Allahü teâlâ ona umduğunu verir ve onu korktuğumdan emin kılar. İ. Gazali, Tirmizi Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek çok tehlikelidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Kötü zanda bulundunuz. Bu yüzden helake mahkum kavim oldunuz. [Feth 12] Rabbinize olan [ümitsizliğiniz, kötü] zannınız sizi helak etti. [Fussilet 23] Allahü teâlâ, Hazret-i Davud’a vahyetti ki - Beni sev, beni seveni sev ve beni kullarıma sevdir! Beni sevsinler. - Ya Rabbi bunu nasıl yapayım? - Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler. Kadi Yahya bin Eksem hazretleri vefat edince, rüyada görüp halini sordular. O da, Allahü teâlâ bana, Ey kötü ihtiyar, şunları niçin yaptın? diye beni azarlayınca beni büyük bir korku kapladı. Ben de, "Ya Rabbi, böyle sorguya çekileceğimi bildirmediler" dedim. Ne bildirdiler? buyurdu. Ben de râvilerin ismini sayarak, Ben azimüşşan müslüman olarak saçı sakalı ağaran kuluma azap etmekten hayâ ederim buyurduğunu bildirdiler, dedim. Sen ve râviler sadıksınız. Ben de seni mağfiret ettim buyurdu. Bir kişi, insanları Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürür, onlara hep zorluk gösterirdi. Kıyamette Allahü teâlâ buna, Sen kullarıma rahmetimden ümit kestirdin. Bugün sen de rahmetimden mahrum kaldın buyuracaktır. O halde her mümin, Allahü teâlânın azabından korkmakla beraber, rahmetinden de ümidini kesmemelidir! Ölürken mutlaka Müslüman ömrünün sonuna doğru, öleceği zaman daha çok Allahü teâlâya hüsnü zan etmelidir. Yani Ben çok günahkâr isem de Allahü teâlâ beni affeder diye ümit etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Ölürken mutlaka Allahü teâlâya hüsnü zan edin. [Müslim] Allahü teâlâ buyurdu ki Kulum beni nasıl zannederse, ona zannettiği gibi muamele ederim. [ İbni Hibban] Yani Allah beni affeder diye ümit ediyorsa onu affeder. Allah’tan ümidini kesmişse, ben mutlaka Cehennemliğim diyorsa Cehenneme gider. Günah olan zan Sual Kur'an-ı kerimde bazı suizanların günah olduğu bildiriliyor. Bunlar hangisidir? CEVAP Suizan, bir kimseyi kötü zannetmektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Ey iman edenler, suizan etmekten kendinizi koruyun! Zannetmenin bazısı günahtır. [Hucurat 12] Günah olan zan, iyi kimseyi kötü zannetmektir. Günahının affolunmayacağını sanmak, Allahü teâlâya suizan olur. Müslümanı fâsık zannetmek suizan olur. Suizan haramdır. Haram işleyen kimseyi bilir ve onu sevmezse, suizan olmaz, buğd-ı fillah olur, sevap olur. Müslümanın bir ayıbını görünce, ona hüsnü zan etmeli, teviline çalışmalıdır! Kalbe gelen bir düşünce, suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması, meyletmesi suizan olur. Hadis-i şerifte, Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur buyuruldu. Müslim Salih veya fâsık olduğu bilinmeyen müslümana hüsnü zan etmelidir! Hüsnü zan, suizannın tersidir. Bir kimseyi iyi zannetmektir. Hüsnü zan edileceklerin başında Allahü teâlâ gelir. Hadis-i şerifte, Allahü teâlâya hüsnü zan etmek ibadettir buyuruldu. Allah’ın rahmetinin, affının bol olduğunu bilmelidir. Günahlarımız çok olsa da Allahü teâlânın affedebileceğini düşünmek hüsnü zan olur. Elbette bu günahların içinde şirk, küfür yoktur. Ahirette Allahü teâlâ dilerse her günahı affedeceğini fakat şirki, küfrü asla affetmeyeceğini bildiriyor. Dünyada iken şirkten, küfürden tevbe edeni de affeder. İmansız olarak öleni ise asla affetmez. Müslümanın hüsnü zannı şöyle olmalıdır Bir çocuk görünce, bunun günahı yoktur, benim günahım vardır. O halde bu çocuk benden daha faziletlidir. Bir yaşlı müslüman görünce, bunun ibadeti benden daha fazladır, o halde benden daha faziletlidir. Bir İslam âlimi görünce, ben cahilim, bu benden ziyade âlimdir, öyle ise, benden daha faziletlidir. Bir cahil görünce, bu bilmeden günah işler. Ama ben bilerek işlerim, öyle ise, bu benden efdaldir. Bir kâfir görünce, olur ki, dünyadan iman ile gider. Benim imanla gidip gitmeyeceğim ise, belli değildir. Şu halde, benden daha faziletli olabilir diye düşünmeli! İslam Ahlakı Suizan ve münafıklık Sual Bir arkadaş, elinde kesin bilgi olmadığı halde, hasetten midir, nedir, müslüman olduğunu yakînen bildiğim bazı yazar ve liderlere, münafık, sapık, mason gibi laflar ediyor. Onun böyle söylemesi tehlikeli değil midir? CEVAP İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki Kim, zan ile, başkasının kötü olduğunu kabul ederse, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helakine sebep olur. Günah işleyen müslümana kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnete göre, bir insan günah işlemekle kâfir olmaz. Bid'at fırkaları, günah işleyene, kendileri gibi düşünmeyen müslümanlara kâfir demek sapıklığında bulunmuşlardır. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz, Kelime-i şehadet söyleyen kimseyi niçin öldürdün? buyurdu. O kimse de, Dili ile söylüyordu ama kalbi ile inkâr ediyordu dedi. Kalbini yarıp da baktın mı? diyerek onu tekdir buyurdu. Onun için mümine kâfir demekten, ona lanet etmekten sakınmalıdır! Lanet, sahibine döner. Hadis-i şerifte, Kul, lanet edince, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner buyuruldu. Beyheki Hadis-i şerifte, İnsanların kalblerini yarmak, gizli şeylerini anlamak için emrolunmadım buyuruldu. M. Kâinat Zan ile hareket etmek yanlıştır. Zan kesin bilgi değildir. Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki Zan, haktan [ilimden] hiçbir şeyin yerini tutmaz. [Yunus 36] M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki Bir müslümanın bir işinde veya sözünde 99 küfür ihtimali olsa, bir iman ihtimali olsa, bu kimseye kâfir denilmez. Müslümana hüsnü zan etmek gerekir. Sözlerini, işlerini mümkün olduğu kadar iyiye yormalıdır. Müslümanın hayırlı ve salih olduğuna inanmak, ibadet olur. Bir müslümana suizan ederek ona inanmamak, kötü huylu olmayı gösterir. İşittiğini sormalıdır. Söz sahibine hemen suizan etmemelidir. Şeytanın kalbe getirdiği vesveselerden en çok başardığı, suizan vesvesesidir. Suizan etmek haramdır. Bir sözden iyi mana çıkarmaya imkan bulunamazsa, bunun yanlışlıkla veya unutarak söylenebileceği düşünülmelidir. Berika İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki Bir müslümanı suçlu sanarak, dedikodu yapmak, çok çirkindir. Zan ile, bir müslümana sapık demek, münafık demek, kincilik olur. Bu iftiralar doğru değilse, söyleyen sapık ve kâfir olur. Münafık, müslüman görünen kâfirdir. Fakat, günah işleyen müslümana kâfir denmez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Mümin, gıpta eder, imrenir münafık ise, haset eder. [İ. Maverdi] Müslüman hayırlı olur. Haset edince hayır kalmaz. [Taberani] Yalan söylemek münafıklık alametidir. Fakat her yalan söyleyene münafık denmez. Münafığa en ağır gelen namaz, yatsı ile sabahı cemaatle kılmaktır hadis-i şerifinden dolayı, sabah namazına mescide gelmeyen herkese münafık demek doğru olmaz. Buhari Bir müslüman, yabancı bir diyarda, dinsizlerin arasında kalıp, namazlarını gizli kılsa, zaruretlerden dolayı mümkün mertebe müslümanlığını gizlese, bu kimseye münafık denmez. Buna müdara denir. Müdara, dini zarardan kurtarmak için dünya menfaatinden vermek, insanlarla iyi geçinmektir. Hadis-i şeriflerde Allahü teâlâ, farzları yapmamı emrettiği gibi, müdara etmemi de emretti ve Müdara sadakadır buyuruldu. [Deylemi] Müdaranın zıddı, müdahenedir, dünyalık ele geçirmek için dinden taviz vermektir, haramdır. Hadis-i şerifte Gücü yettiği halde günah işleyene müdahene edip, nehy-i münkeri terk eden, kabrinden maymun ve domuz şeklinde kalkar buyuruldu. Şir’a Kendine veya başkasına zarar gelme korkusundan dolayı iyiliği emredip haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmaya müdara denir. Cihadda hile yapmak, yalan söylemek caiz ve gerekir. Mesela, düşmanın biri, Hazret-i Ali’nin karşısına aniden kılıçla çıkıp, Şimdi seni benim elimden kim kurtarabilir? der. Hazret-i Ali de, parmağı ile adamın arkasını gösterip Peki dövüşelim, fakat iki kişiyle mi? der. Düşman, arkamdaki kim diye bakınca, Hazret-i Ali, kılıcını çekip, düşmanını zararsız hâle getirir. Düşmanı, Bana hile yaptın? der. Hazret-i Ali de Harb hiledir hadis-i şerifini bildirip, ama sen de beni gafil avlayacaktın der. Yani senin yaptığın hile değil miydi demek ister. O halde müslümana suizandan sakınmalıdır! İşin aslını öğrenmeden Sual Eskiden halkın, padişaha "Kulunuz" diye kendini takdim ettiği, padişahın da halka, "Kulum" dediğini işitiyoruz. Yalnız Allah’a kul olunmaz mı? CEVAP Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları değişir. Kul, mahluk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tâbi, mensup gibi manalara gelir. Sultana bağlı askerlere Kapı kulu denirdi. Bende kelimesi de kul demektir. Bendeniz, kulunuz demektir. Bu tabir bugün bile tevazu ifadesi olarak kullanılmaktadır. Padişahlar, tebeasından olan sadık yardımcıları için "Kulum" tabirini kullanırlardı. Burada kulum, sağ kolum demektir. Mevla kelimesi de yedi manaya gelir. Meşhur olan üç manası ilah, köle ve efendi demektir. Mevlamızın rahmeti boldur cümlesinde mevla, ilah manasındadır. Mevlana Halid-i Bağdadi, Mevlana Celaleddin-i Rumi kıymetli zatlardır cümlesindeki mevla kelimesi, efendi demektir. Mevlana, efendimiz demektir. Hazret-i Bilal, Hazret-i Ebu Bekrin mevlası idi cümlesinde mevla, azat edilmiş köle manasına gelir. Bunun gibi bir çok kelime kullanıldığı yere göre mana alır. Sultanlar veya diğer büyük zatlar hakkında şanlarına yakışmayan bir şey duyunca, işin aslını öğrenmeden onlara suizan etmemelidir. Dinimiz zahire göre hüküm verir Sual Nalıncı Baba menkıbesi, yakın çevremizde hızla yayıldı. Bazı uygunsuz gibi görünen insanlara evliya olabilir gözü ile bakılıyor. CEVAP Nalıncı baba istisnadır. İstisnalar kaideyi bozmaz. İçki içene hüsnü zan edilmez. Dinimiz zahire göre hüküm verir. Bir kâfir müslüman olsa, müslüman olduğunu kimseye söylemese, iman ile ölse, bizim ona kâfir dememizde hiç mahzur yoktur. Çünkü biz onun müslüman olduğunu bilemeyiz. Tersine, bir müslüman da kâfir olsa, fakat küfrünü gizlese, camiye gelse, ona müslüman nazarı ile bakarız, ölürse namazını kılar, ona dua ederiz. Bundan mesul olmayız. Hallacı Mansur hazretleri Enel Hak dedi. Devrin müftüsü küfrüne fetva verdi. Çünkü din zahire göre hüküm verir. Ama o tasavvuf sarhoşluğu ile öyle söyledi, o sözünde mazur idi, ama o müftünün nazarında kendini ilah sayan biriydi. Onun için müftü fetvasından mesul değildir. Öteki de mazurdur. Böyle sözler pek az kimsede olmuştur. Şimdi enel hak diyeni evliya sanmamız yanlış olur. İçki içene belki evliyadır diye hüsnü zan etmek yanlış olur. Zan ile hüküm verilmez Sual Hırsızlık yaptığını zannettiğimiz bir tanıdığımız var. Ailesinin durumu çok iyi. Ben kloptemani hastalığı olduğuna inanıyorum. Ailesine söylediğimizde kesinlikle kabul etmeyip, bizleri suçlayacaktır. Ne yapmalıyız? CEVAP Zan ile hüküm verilmez. Bütün alametler onun üstünde toplansa, % onun hırsız olduğu sanılsa yine ona hırsız damgası vurulamaz. Dinimiz işaretlere göre karar vermez. Yapılacak en iyi iyilik, en iyi yardım ona dua etmektir. Müminin silahı duadır. Dua sayesinde düzelebilir. Suizan ve töhmet Sual Bir arkadaşın, bazı alametlerine bakarak günah işlediğini zannediyoruz. Ama kesin bilmiyoruz. Bu suizan olur mu? Suizan nedir? CEVAP Suizan, bir kimseyi kötü zannetmek, onun günah işlediğine inanmak demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki Emir [âmir], mahiyetini töhmet altında bırakırsa, onları ifsad eder. [Taberani] Suizan ettiğiniz zaman, gerçekten öyle mi diye araştırmayın. [İbni Adiy] Töhmete sebep olacak yerlerden kaçının! [ Hüsnü zan sahibi olması, kişinin kulluğunun güzelliğindendir. [Hatib] Bir müminin günah işlediğini zannetmek, suizan olur. Kalbe gelen düşünce, suizan olmaz. Eğer kalb o tarafa meylederse, suizan olur. Kâfire değil, Müslümana suizan edilmez. Yani, müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya bir işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, küfre düştü dememelidir. Kâfir zaten kâfirdir. Bu kâfir galiba içki içiyor diye düşünmek suizan olmaz. Dini bozanlara, bid’at ehline de böyle hüsnü zan edilmez. Bunların yanlışlarını açıklamak da gıybet olmaz, dinin emrini yerine getirmek olur. Müslümana suizan etmemek gerektiği gibi, başka Müslümanların da bizim hakkımızda suizan etmelerine sebep olabilecek durumlardan sakınmak gerekir. İnsanları suizandan kurtarmak için, töhmet yerlerinden uzak durmalıdır. Onların dedikodularına kendisi sebep olduğu için işleyecekleri günaha ortak olur. Peygamber efendimiz, hanımı ile konuşurken, oradan geçenlere buyurdu ki - Bu benim zevcemdir. - Ya Resulallah, sizden de mi şüphe edilir dediler. Buyurdu ki - Kan, insanın damarlarında dolaştığı gibi, şeytan da insana nüfuz eder, kalbine şüphe sokar. Buhari Başkalarının suizannına sebep olacak hareketlerden kaçmalıdır. Salih bir kimse, şişe ile evine bir şey getirirken şişeyi kapalı bir torba içine koymalıdır. Böyle yapmayıp da bir gazete kağıdına sararak açıktan getirirse, suizanna sebep olabilir. "Acaba içki mi?" diyenler çıkabilir. Böyle, şüphe uyandıracak hareketlerden uzak durmalı, başkalarının kendi hakkında dedikodu etmesine sebep olmamalı. Bir kişi, bir kadınla şüphe uyandıracak şekilde konuşuyordu. Hazret-i Ömer, onun yanına varıp, öfkeli şekilde bakınca o kişi, Bu benim hanımım dedi. Hazret-i Ömer o zaman buyurdu ki Peki hanımın ise, ne diye üzerinize şüphe çekecek şekilde konuşuyorsunuz? Bu olaylar da, Müslümanın, suizanna sebep olacak, töhmet altında bıraktıracak söz ve işlerden kaçması gerektiğini göstermektedir. Mürtede hüsnü zan etmek Sual Her fırsatta Müslümanlığın aleyhine konuşanlar, İslamiyet’e düşmanlığı ile ün kazananlar, ölünce, Belki tevbe etmiştir, tevbesini gizlemiştir diyerek onları rahmetle anmak caiz midir? CEVAP Asla caiz değildir. Dinimiz zahire [görünüşe] göre hükmeder. Belki ile olmaz. Açıkça işlenen günahların tevbesi de açık olmalıdır. Ben senelerce İslam’a düşmanlık ettim, ama şimdi tevbe ediyorum demesi gerekir. Kalbden tevbe etmese bile, böyle söylediği kesin ise, artık ona hüsnü zan edilir. Kötü düşünmemek için Sual Salih biri hakkında, elde olmadan kötü düşündüğümüz oluyor. Bundan nasıl kurtulabiliriz? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki Bu zamanda, doğru ile yanlış, iyi ile kötü birbirleriyle karışıktır. Salih kimsenin ara sıra, İslamiyet’e uymayan bir şey yaptığını görürse, kendisi bunu yapmamalı, iyi gözle bakarak, İslamiyet’e uygun görmeğe çalışmalı, iyi tarafını aramalıdır. İyi ve uygun yerini bulamazsa, bu beladan kurtulmak için, Allahü teâlâya yalvarmalıdır. Mubah olan bir şeyi yapmasından şüpheye düşerse, bu şüpheye kıymet vermemelidir. Her şeyin sahibi olan Allahü teâlâ, mubah şeyleri yasak etmemiş, beğenmezlik etmemişken, başkası, kendiliğinden nasıl karşı gelebilir? Çok yer vardır ki, bir şeyin daha iyisini yapmamak, yapmaktan daha iyi olur. Hadis-i şerifte, Allahü teâlâ, azimetle iş yapmayı sevdiği gibi, ruhsatla yapmayı da sever buyuruldu. 1/313 Suizan zararlıdır Sual Kur’an-ı kerimdeki, Zannın çoğundan kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır mealindeki âyette bildirilen husus nedir? Sitenizde, Suizan etmekten sakının diye açıklanıyor. Yaşadığım bir olay, bana suizannı öğretti Bir arkadaş, altın yüzük takıyor, karısı açık, evinin dibindeki camiye gelmiyor, bir gün de yarım dakikada falan abdest aldığını gördüm, yani bazı uzuvlarını yıkamadığı belli oluyordu. Başka bir zaman da normal çoraba mesh ederken gördüm. Evine gazete kâğıdıyla sardığı bir şişe içinde bira veya şarap getirdiğini gördüm. Bir sefer de bid’at sakal bıraktığını gördüm. Daha bunlar gibi çok yamuğunu gördüm. Bu arkadaşla karşılaşmamak için azami gayret sarf ettim, hep uzak durdum. Yıllar sonra bir arkadaşa, bu kimseden bahsettim. Ona, bu kimsenin uygunsuz biri olduğunu söyledim. O pek inanmadı. Gidip o kimseye söylemiş sen böyle yapıyormuşsun diye. O da, bunların hiçbirinin gerçek olmadığını söylemiş. Ben de Nasıl olur, gözümle gördüm dedim. Sonradan öğrendim ki, yanında gördüğüm açık bayan, ablasıymış, hanımı değilmiş. Hanımı kapalıymış. Parmağındaki altın yüzük değilmiş, gümüşmüş, ama çalıştığı yerde dikkati çekmemesi için altın kaplama yüzük takıyormuş. Yakınındaki camideki imam bid’at ehli, fâsık biri olduğu için, oraya gitmeyip daha uzaktaki bir camiye gidiyormuş. Ayağında mest olduğu için çabuk abdest alıyormuş. Çorabın üstüne mest ediyormuş, ama çorabın altında deri çorap mest varmış. Şişede getirdikleri de, sirke vesaireymiş. Hasta olduğu için, on gün kadar sakal tıraşı olamamış, yani kasten kısa sakal bırakmamış. Diğerlerinin de hep böyle bir sebebi varmış. Suizan ettiğimi o zaman anladım. Şimdi benim ne yapmam gerekiyor? CEVAP Tevbe etmeli ve bir daha suizandan sakınmalıdır. Müslümana hüsnüzan Sual Bir Müslüman ölünce, Sıkıntılarından kurtuldu, Allah'ın rahmetine kavuştu demekte dinen mahzur var mıdır? CEVAP Hiç mahzuru yoktur. Selefî denilen kimseler Sıkıntılardan kurtulduğunu ve rahmete kavuştuğunu nereden biliyorsun? diyerek, buna şirk diyorlar. Bu, gaybdan haber vermek değildir. Bu sadece bir hüsnüzandır. Dinimiz zahire göre hüküm verir. Müslümanım diyene, sen kâfirsin denmez. Müslümanın rahmete kavuştuğuna inanıyoruz ki, ölünce cenaze namazını kılıyoruz. Aynı mantıkla, Müslüman olarak öldüğü nereden belli, cenaze namazı kılınmaz denir mi hiç? Allah rahmet etsin diyoruz. Kâfirin cenaze namazı kılınmaz, kâfire Allah rahmet etsin denmez. Cehennemi boyladı denir. Çünkü onun kâfir öldüğüne zannımız vardır. Müslümana da, Allah'ın rahmetine kavuştu denir, sıkıntılardan kurtuldu denir. Evet, Aşere-i mübeşşere’den başkasına, kesin Cennetliktir denmez. Ama hüsnüzan ederek, Cennettedir, rahmete kavuştu denir. Hüsnü zannımız çoksa, Rahmetüllahi aleyh deriz, Kuddise sirruh deriz veya cennetmekân deriz. Eshab-ı kiramdan ise Radıyallahü anh deriz. Takke giymek Sual Uzun boylu bir genç, takkeli bir ihtiyara, Bu takkeyi niye giydin? Namazdan sonra çıkarmayı mı unuttun, yoksa kanunlara mı muhalefet ediyorsun? dedi. İhtiyar, cevap vermedi, sadece gülümsedi. Fakat bana, Hem başım üşümesin diye, hem de sünnet olduğu için giydim dedi. Gencin ihtiyara böyle soru sorması, suizan değil midir? CEVAP Elbette namaz kılan Müslümanlara hüsnüzan etmeli, Kanunlara karşı geliyor, suç işliyor diye suizan etmemeli. Üstelik bir gencin, ihtiyara bu şekilde emr-i maruf yapması da doğru değildir. Suizan ve töhmet Sual Mail adreslerine Eğilmez genç, Delikanlı adam, Büyük insan gibi nickname [takma isim] koyan arkadaşlarım için, Bu yaptıkları kibir alametidir demek suizan olur mu? CEVAP O kimse, Müslüman, sâlih bir arkadaşımızsa ve ne için koyduğu bilinmedikçe, öyle söylemek suizan olur. Belki kibirliler için öyle isim almıştır. Kibirliye karşı kibirlenmek caizdir. Bilmediğimiz başka sebepleri de olabilir. İhya’da deniyor ki Arkadaşımızın bir kusuru için, birçok mazeret aramalı. Şayet kalbimiz yine mutmain olamazsa, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendimize, Sen ne katı yüreklisin, ne inatçısın! Arkadaşın sana yetmiş mazeret buldu. Sen hâlâ kusur görmeye çalışıyorsun demeli, kusuru her zaman kendimizde aramalıyız. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki Arkadaşının mazeretini kabul etmemek günahtır. [İbni Mâce] Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur. [İbni Mâce] Kabalık edene nazik davranan, zulmedeni affeden, mahrum edene ihsan eden, uzaklaşana yaklaşan kimse, yüksek derecelere kavuşur. [Bezzar] Suizan, birini kötü zannetmek, onun günah işlediğine inanmak demektir. İki hadis-i şerif Suizan etmeyin! Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin! Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez. [Buhârî] Hüsnüzan sahibi olması, kişinin ahlâkının güzelliğindendir. [Hatîb] Kitaplarımızda iyi Müslüman şöyle anlatılmaktadır Arkadaşlarının hatasını görmez, hüsnüzan eder, suizandan [kötü zandan] kaçınır, arkadaşlarının eziyetlerine göğüs gerer, onlardan şikâyetçi olmaz, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olur, kendi nefsini kınar, güler yüzlü olur ve herkesle yumuşak konuşur. Suizana sebep olmamalı Bir başka husus da, Müslümana suizan etmemek gerektiği gibi, başka Müslümanların da bizim hakkımızda suizan etmelerine sebep olabilecek durumlardan sakınmalıdır. Bir hadis-i şerif Töhmete sebep olacak yerlerden kaçının! [İ. Gazâlî] İnsanları suizandan kurtarmak için, töhmet yerlerinden uzak durmalı. Onların dedikodularına kendisi sebep olduğu için işleyecekleri günaha ortak olur. Salih bir kimse, şişe ile evine bir şey getirirken şişeyi kapalı bir torba içine koymalı. Böyle yapmayıp da bir gazete kâğıdına sararak açıktan getirirse, suizanna sebep olabilir. Acaba içki mi? diyenler çıkabilir. Çünkü Peygamber efendimiz, hanımıyla konuşurken, oradan geçenlere, Bu benim zevcemdir buyurdu. Yâ Resulallah, sizden de mi şüphe edilir? dediklerinde buyurdu ki Kan, insanın damarlarında dolaştığı gibi, şeytan da insana nüfuz eder, kalbine şüphe sokar. [Buhârî] Bir kişi, bir kadınla şüphe uyandıracak şekilde konuşuyordu. Hazret-i Ömer, öfke ile onun yanına varınca, o kişi, Yâ Ömer, bu benim hanımım dedi. Hazret-i Ömer, Peki, hanımınsa, ne diye şüphe çekecek şekilde konuşuyorsunuz? buyurdu. Bu olaylar da, Müslümanın, suizanna sebep olacak, töhmet altında bıraktıracak söz ve işlerden, mesela bizi kibirli gibi gösterecek takma adlardan, lakaplardan kaçması gerektiğini Bazı kimseler, üstü kapalı konuşuyor, anlattıkları anlaşılmıyor, karşı tarafa sıkıntı veriyorlar. Böyle üstü kapalı konuşmak uygun mudur? Cevap Birinin sözünü yanlış anlamak, o kimsenin öfkelenmesine sebep olabilir. Böyle zamanlarda az ve açık söylemek, şüpheli kelimeler kullanmamak lazımdır. Zira bir şeyi kapalı anlatmak, dinleyene sıkıntı verir ve onu incitir. Başkasına sıkıntı vermek, onu incitmek, üzüntüye sokmak ise kul Din adı altında her türlü günahı işleyenlerin ve insanları kendileri gibi olmaya çağıranların bu kötülüklerini söylemek, onlar hakkında kötü düşünmek mi olur? Cevap Kalbimiz temizdir diyerek haramları, çirkin ve kötü şeyleri yapanları, iyi niyetle yapılan her şey hayır ve ibadet olur diyenleri, açıkça günah işleyenleri ve Müslümanları aldatarak kendilerine adam, taraftar toplayanları sevmemek, bunlara uymamak lazımdır. Bunların fasık olduklarını söylemek, sû-i zan suizan edilmez Sual Bazı kimseler tarafından; “kimseye kötü gözle bakmamalı, kâfir olduğunu gösteren işine, sözüne değil, imanı olduğunu gösteren işine ve sözüne bakmalıdır. İman, kalpte bulunur, bunu da Allah bilir, başka kimse bilemez. Kalbinde iman olana kâfir diyenin de kendisi kâfir olur. Müslümanlığı açıkça kötülemeyen herkese Müslüman gözü ile bakmak, onu sevmek lazımdır” deniliyor. Bu söz doğru mudur? Cevap Kimseye suizan etmemeli, kötü düşünmemeli sözü yanlıştır. Bunun doğrusu; Müslümana suizan etmemelidir. Yani Müslüman olduğunu söyleyen ve küfre sebep olan bir sözde ve işte bulunmayan kimsenin bir sözünden veya işinden hem imanı olduğu, hem de imansız olduğu anlaşılırsa, imanı olduğunu anlamalı, dinden çıktı dememelidir. Fakat bir kimse, dini yıkmaya, gençleri kâfir yapmaya uğraşır veya haramlardan birinin iyi olduğunu söyleyerek bunun yayılması için uğraşırsa, yahut Allahü teâlânın emirlerinden birinin zararlı olduğunu söylerse, buna kâfir denir. Müslüman olduğunu söyler, namaz kılar, hacca giderse, Zındık denir. Müslümanları aldatan böyle ikiyüzlüleri Müslüman sanmak, ahmaklık teâlâ, Kur’an-ı kerimde Tevbe suresinin 28. âyetinde kâfirlere Neces ve 95. âyetinde Rics yani pis buyurdu. O hâlde, Müslümanların yanında, kâfirlik pis ve aşağı olmalıdır. Ra'd suresinin 14. ve Mü'min suresinin 50. âyetlerinde mealen; Bu düşmanların duaları neticesizdir, kabul olmak ihtimali yoktur buyuruldu. Müslümanlardan, Allahü teâlâ ve Peygamberi razıdır. Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmaktan daha büyük nimet Tanımadığımız bir Müslüman hakkında, iyidir veya kötüdür diye bir söz söylemek uygun olur mu veya ne yapmalıdır? Cevap Salih veya fasık yani günahkâr olduğu bilinmeyen bir mümine hüsn-i zan etmelidir. özrün, özürsüzlük yolunda insanın karşısına çıkabilecek en büyük erdem olduğunun farkında olmayan dünyasının mükemmelidir, ama sadece kendi başkasına batırmakta rahat, iğneyi kendine batırmakta egolarıyla iş hayatında bolca bulunurlar. bırak, elleme, dokunma yaşayarak öğrensin; ağzının payını alsın pişman olsun. o zaman iki laf da sen söyle bir de ezilsin, öğrensin! yaptığı hata başkalarının hayatını ciddi biçimde etkiliyor da, o bunu bile bile hatasını kabul etmiyorsa, evde özenle ıslatılmış odunla dövülesi insan olabilir. hata yapmaya devam eden insandır. kibrin gostergesidir. hataya karsi uyarilmaktan rahatsiz olmak, hata kabul etmemek, kabul ettigin hatayi duzeltmeye karsi bir istek duymamak, kibir gostergesidir. hatalı olduğunu düşünmeyen insandır, kendini haklı yıpratır, yıldırır, çaresiz ve mutsuz hissettirir. kibir ve egosuna yenik düşen insan. bir de şu var hatasını saygı duymadığı kişilere karşı kabul etmemek ki zaman zaman desteklediğim durum. saygı önemli. maalesef kadınların çoğu bu insan tipine uyuyor. hatalarını o kadar zor kabul ediyorlar ki en sonunda sıkışınca bile suçu pms dönemlerine atıyorlar. türkiye'de önü açıktır. başbakan, cumhurbaşkanı, halk oyuyla seçilen ilk başkan.... vesaire olabilir. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.

hatasını kabul etmeyen insana ne denir